DOLAR

32,2077$% -0.04

EURO

34,8673% -0.39

GRAM ALTIN

2.444,07%0,01

ÇEYREK ALTIN

4.012,00%1,02

TAM ALTIN

16.022,00%1,01

BİST100

10.218,58%-0,49

BİTCOİN

฿%

LİTECOİN

Ł%

ETHEREUM

Ξ%

RİPPLE

%

a
Vafa Samadli (Azer Türk)

Vafa Samadli (Azer Türk)

26 Nisan 2024 Cuma

Orta Doğu’da yaşanan İran-İsrail krizi

Orta Doğu’da yaşanan İran-İsrail krizi
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Ortadoğu coğrafyası jeopolitik önemi nedeniyle tarih boyunca uluslararası ilişkilerin kritik odak noktası olmuştur. 

Bu bölgedeki çatışmalar “stratejik analiz” açısından önemli bir perspektif sunuyor. İran’ın İsrail’e yönelik misilleme saldırılarının ardından dünyanın her yerinden tepkiler ardı ardına geldi.

İran insansız hava araçları İsrail’e ulaşmadan önce ülkenin Birleşmiş Milletler (BM) temsilcisi, İran’ın operasyonu derhal durdurduğunu duyurdu.

Aksi halde saldırının sonucu bilinmeden askeri operasyonun bitmiş sayılması nasıl mümkün olabilir?

Görünen o ki, bu operasyon İran’ın İsrail’i cezalandırması, beklenen cevabı verdiğini göstermesi ve devletin itibarını kurtarması için gerekliydi. 

Bir yandan da, kendi iç siyasetindeki sorunları unutturmaya, halkını mobilize etmeye çalıştı.

İki ülke arasında haftalardır süren gerilimin ardından İsrail, geçtiğimiz Cuma sabahı İran’a karşı bir hava saldırısı düzenledi. 

Ancak bir saldırı var, kapasitesinin altında bir saldırı ama İsrail açısından sınırlı bir hamle gibi görünüyor.

İsrail’in son dönemde İran’a yönelik gerçekleştirdiğı  saldırıların temel amacı, İran’ın onunla yüzleşmeye cesaret edemediğini göstermekti. 

Bölgedeki bu gerilim ve yakın gelecekte yaşanacak olaylar, bölgenin seyrini büyük ölçüde etkileyebilir.

Sonuçta; İran ile İsrail arasında son dönemde yaşanan gerilim, uluslararası ilişkilerin karmaşıklığının derinliğini anlamak açısından birçok önemli unsur içermektedir. 

Diplomatik müzakereler, arabuluculuk ve uluslararası anlaşmalar gibi çözüm odaklı yaklaşımlar, bölgedeki çatışma olasılığını azaltabilir ve barışçıl çözüm bulma çabalarına destek sağlayabilir.

Devamını Oku

21.Yüzyılda Gelişen Teknoloji Çağı

21.Yüzyılda Gelişen Teknoloji Çağı
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Bugün teknoloji çağında yaşıyoruz ve günlük yaşamı daha hızlı, daha mükemmel hale getirmek için her geçen gün yeni bir teknoloji ortaya çıkıyor. Bu teknolojiler insan emeğinin yerini aldıkça, işgücünün tamamen ortadan kalkmadığını, yalnızca yer değiştirdiğini görüyoruz. Teknoloji baş döndürücü bir hızla gelişiyor ve bu gelişmelerle birlikte insan hayatını kolaylaştıran yeni ürünler ortaya çıkmaktadır. Teknolojinin gelişimi çok eskilere, hatta ilk basit araçların yapımına kadar uzanmaktadır. Orta Çağ’dan sonra özellikle “Sanayi Devrimi” ile birlikte modern teknoloji çağı başlamıştır.
Teknolojik gelişmelerin birçok alanda olumlu etkileri olsa da tarihin geçmiş yıllarında olduğu gibi maalesef olumsuz yönleri de oldu. Nükleer silahların üretimi başladıkça, endüstriyel atıklar dünyayı kirletmeye ve atmosfere zarar vermeye başladı. Dünyanın önde gelen iktisatçılarından Schumpeter,“Teknolojik yeniliklerin kapitalist dünyanın gelişiminin temel unsuru olduğunu” belirtmektedir. Teknolojik yenilikler gelişme ve ilerlemenin “motoru” olarak görülüyor. Bilindiği gibi, teknolojik gelişme ve değişimler tarihsel süreçleri, bireyleri ve toplumsal oluşumları derinden etkilemektedir. Bu durum XXI. yüzyıl boyunca devam edeceği artık genel kabul edilen bir gerçektir. Nesnelerin interneti ve yapay zeka gibi yeni teknolojiler, insanların yaşama, çalışma ve seyahat etme şeklini değiştireceği gibi, ülkelerin ve işletmelerin dünyayla etkileşim kurma konusunda da değişikliklere yol açacaktır. Özellikle yapay zeka, bilgisayarların insan gibi düşünme ve karar verme yeteneğini geliştiren bir teknolojidir. Akıllı telefonlardaki sanal asistanlar, müzik ve film öneri sistemleri, otonom araçlar ve sağlık teşhis sistemleri yapay zekanın hayatımızdaki yerinin örnekleridir. Yapay zeka, büyük veri analiz ederek sürekli öğrenme ve gelişme yeteneği sayesinde bize daha akıllı ve daha kişiselleştirilmiş bir deneyim sunuyor. İşsizlik, ulaşım, iletişim, salgın hastalıklar, bilgi edinme gibi günümüz sorunlarının gelişiminde teknolojiyi kullanmalı, nükleer silahlar ve siber saldırılar gibi olumsuz teknolojik gelişmelerin önlenmesini sağlamalıyız. Aksi halde insanlığın kendi yarattığı medeniyet anlayışını, yine teknolojiyle yok edebileceği öngörülüyor. Sonuç olarak, teknolojik gelişmelerin kullanımı ve takibi söz konusu olduğunda bilinçli olunmalı, ölçülü davranılmalı, faydasından çok zarar getirebileceğini unutmamak gerekir.

Devamını Oku

Yüz Yılı Aşkın Bitmeyen Savaş: Gazze

Yüz Yılı Aşkın Bitmeyen Savaş: Gazze
4

BEĞENDİM

ABONE OL

Yıllardır süren çatışmaların Ortadoğu’yu kan gölüne çevirdiği Gazze Şeridi, yaklaşık üç
aydır dünyanın ilgi odağı haline geldi.

M.Ö.15.yüzyıldan beri yerleşim yeri olan Gazze, tarih boyunca pek çok farklı uygarlığın ve kavmin yönetimi altında yaşamıştır.

Gazze, Filistin’in güneybatısında yer alan, Gazze Şeridi’nin en büyük şehridir. Gazze hiçbir
ülke tarafından bağımsız bir bölge olarak tanınmamakta ve dünyada genel kabul
İsrail’in bir parçası olduğu yönünde.

7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi bir kez daha İsrail ve Filistin arasında gerilimin merkezi haline geldi. İsrail, Gazze’ye dört bir koldan saldırmaya başladı.

Ne yazık ki bölgede bir insanlık dramı yaşanmaktadır.
İsrail’in sivil yerleşim birimlerini ayrım gözetmeksizin ve orantısız şekilde ağır silahlarla hedef alması bir savaş suçudur.

Uluslararası hukuku hiçe sayarak savaş suçu işleyen İsrail, binlerce sivilin ölümüne neden oldu. İsrail’in Gazze’ye düzenlediği hava saldırıları Ortadoğu’da bölgesel güvenliği, barışı ve istikrarı bir kez daha ihlal etti. Bütün bu olaylara ilişkin Birleşmiş Milletlerin pek çok kararı olmasına rağmen İsrail bunları dikkate almıyor.

Uluslararası sistemi yöneten Birleşmiş Milletler (BM), uluslararası ilişkilerde olduğu gibi en karmaşık
çatışmalarla bile baş edemiyor. Ülkelerin başvurabileceği alternatif yollar veya başka seçenekler kalmadı.

Gazze’de yaşanan çatışmaların ve anlaşmazlıkların en önemli sebebi çözüm senaryolarının eksikliğidir. Filistinlilerin trajedilerinden biri de zayıf ve dar görüşlü bir yönetime sahip olmalarıdır.

Geçmişte ABD’nin Afganistan ve Irak’taki operasyonlarını nasıl izlediysek, bugünlerde İsral’in Gazze’deki operasyonlarını, Gazze’nin yakılıp yıkılmasını izliyoruz.

ABD destekli bu savaş, sadece Filistinlilere değil, tüm Müslümanlara karşı bir savaş gibi görünüyor.

Bu nedenle Arap ve İslam ülkelerinin Gazze’nin yeniden işgaline karşı güçlü bir duruş sergilemesi gerekiyor. İsrail Devleti’nin kurulduğu 1948’den bu yana topraklarını kaybeden Filistinlilerin bir kez daha anayurtlarından sürülmelerine izin verilmemelidir.

Bir yandan kendi iç sorunlarıyla uğraşan, diğer yandan da Filistinlilere yönelik sert politikalar izlemekten geri çekilmeyen bir İsrail var.

İsrailliler ve Filistinliler arasında yüz yılı aşkın süredir devam eden çatışmayı sona erdirmek için bugüne kadar hiçbir girişimde bulunulmadı.

Çatışmanın bir de sosyal medya boyutu var Her sabah telefonumu elime alıp sosyal medya hesaplarımı kontrol etmeden önce tereddüt ediyorum. İsrail ile Hamas arasındaki gerilim devam ederken, sosyal medya sayfalarında başka bir boyutta devam ediyor.

Dünyada pek çok insan Gazze’deki saldırılarla ilgili sosyal medya hesaplarında paylaşım yaparken; YouTube, Facebook ve Instagram gibi sitelerdeki Filistin yanlısı içeriklerin kısıtlanması veya kaldırılması,
kullanıcıların tepkisine neden oldu.

Daha önce de benzer kısıtlamalar getiren Meta gibi sosyal medya devlerinin tarafsız platformlar olmadığı bir kez daha yüze çıktı.

Gazze’de çatışmalar yoğunlaşırken, sosyal medyada Gazze’nin kuzeyindeki yıkımın ortasında iç çamaşırlarıyla yan yana dizilmiş onlarca yarı çıplak ve elleri kelepçeli Filistinlilerin görüntüleri yer aldı.

Basında, İsrail tarafından gözaltına alınanlardan birinin gazeteci olduğu bildirildi. İsrail’in, Gazze’deki olayları gizlemek, haber ve bilgilerin bölgesel ve uluslararası topluma ulaşmasını engellemek için basın mensuplarını kasten hedef aldığı görülüyor.

İsrail’in gazetecilere yönelik saldırılarını kınamak için uluslararası topluma, uluslararası mahkemelere, basın ve medya kuruluşlarına çağrıda bulunmak gerekir.

Bir gazetecinin yazdığı bir haber, objektifinden yansıyan bir fotoğraf ya da görüntü, İsrail’in
attığı yüzlerce füzeden daha etkilidir.

Özetlemek gerekirse, bir gazetecinin önceliği kendi hikayesini anlatmak değil,”başkalarının hikayelerini” anlatmaktır.

Devamını Oku