a
Mehmet Yüce

Mehmet Yüce

17 Nisan 2024 Çarşamba

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Ermenistan Ziyareti

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Ermenistan Ziyareti
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Deneyimli bir politikacı olan Kazakistan Cumhurbaşkanı sayın Kasım jomart Tokayev’in Ermenistan ziyareti oldukça ilgi uyandırdı. Her şeyden önce Türk Devletleri Teşkilatı’nın önemli bir üyesi olan Kazakistan Cumhurbaşkanı’nın Ermenistan’ı ziyareti Azerbaycan ve Türkiye’den habersiz yapılmış bir ziyaret olabileceğine söylemek pek mümkün değildir. Kanaatimce bu ziyareti, izlediği yanlış politikalardan dolayı Güney Kafkasya’da gittikçe yalnızlaşan ve dünya kamuoyunda giderek inandırıcılığını kaybeden Ermenistan’ın son çıkış olarak Kazakistan üzerinden yeniden denge kurma çabası olarak yorumlamak gerekir.

Bu ziyaret Ermenistan’ın Kazakistan aracılığıyla Türk Devletleri Teşkilatı ve Azerbaycan ile ilişki kurmak çabası olarak görmek mümkündür. 44 günlük vatan Muharebesi sürecinde Azerbaycan’ı destekleyen ve zafer sonrası gerçekleşen İstanbul zirvesinde Türk Devletleri Teşkilatı kurulduktan sonra Azerbaycan ile siyasi ve ekonomik yönde ilişkileri üst düzeye çıkan, Mart ayındaki Azerbaycan ziyaretinde birçok alanda yüksek düzeyde işbirliği anlaşmasını imzalayan, ardında Füzuli’de “Kurmanqazı adına Uşaq Yaradıcılıq Mərkəzi” inşası üstlenen ve tarih şehir Şuşa’yı ziyaret eden Kazakistan cumhurbaşkanı sayın Tokayev’in Ermenistan’la ilişkilerinde Azerbaycan’ı rahatsız edecek bir adım atması beklenemez. Kanaatimce Ermenistan, bölgede ağırlığı olan ve aynı zamanda bölge sorunlarına karşı arabuluculuk rolü üsteleyen Kazakistan aracılığıyla Azerbaycan ve Türk Devletleri Teşkilatıyla diyalog kurmaya çalışmaktadır. Aslında bu husus sayın Tokayev basın açıklamasında “Kazakistan, Azerbaycan’ın stratejik ortağıdır, tarihi köklerle birbirimize bağlıyız, Türk Dünyasının entegrasyonu konusundaki çıkarlarımız örtüşüyor” ifadesiyle dile getirdi. Ermenistan ile Azerbaycan arasında barış anlaşması imzalanması konusuna da değinen Tokayev, Kazakistan’ın iki ülkeye barış görüşmeleri için ortam sağlamaya hazır olduğunu kaydetti.

Diğer taraftan Avrupa her ne kadar açıkça Ermenistan’ı desteklese de başta enerji olmak üzere Güney Kafkasya’da kilit rol oynayan Azerbaycan’la ilişkilerini tehlikeye atacak bir hamle içine girmekten kaçınmaktadır. O nedenle Avrupa’dan şatafatlı vaatler dışında somut olarak eli boş dönen Ermenistan, istediğini bulmayınca yeniden Rusya ‘ya yaklaşmak istemektedir. Dolayısıyla Rusya ile bozulan ilişkilerini Kazakistan aracılığıyla onarmak istemektedir. Ermenistan, hem Orta Asya ülkeleri, hem Çin, hem Rusya hem de Batı ile iyi ve dengeli ilişkileri bulunan Kazakistan’ın Rusya üzerindeki ağırlığından yararlanarak Rusya ile arasını düzeltmek istemektedir.

Sonuç olarak bölgede giderek yalnızlaşan, AB’den somut anlamda yeterli destek alamayan Ermenistan, Kazakistan aracılığıyla hem Türk Devletleri Teşkilatı (TDT), hem Rusya hem de Azerbaycan ile yeniden ilişki kurmak istemektedir. TDT’nin üyesi ve Bölgenin merkez ülkelerinden biri olan Kazakistan’ın bu konuda arabuluculuk yapması bölge dışındaki ülkelere göre daha gerçekçi bir yaklaşım olmakla birlikte bağımsız bir politikası olmayan, sözünde durmayan ve günün şartlarına göre farklı fikirleri ileri süren Ermenistan ile yapılacak bir anlaşma, buz üzerine yazılan yazıya benzer. Güneş gördüğünde hemen eriyecektir. O nedenle güvenilmezdir. Kanaatimce Ermenistan Kazakistan üzerinde yeni bir atılım yapmak yerine üçlü protokoldeki yükümlülüklerini yerine getirmesi daha gerçekçi ve maksada daha uygun olacaktır. TDT’nin üyesi, Azerbaycan’ın stratejik dostu olan Kazakistan, bölgenin istikrarı ve Azerbaycan’ın öncellikleri ekseninde Ermenistan’la ilişkilerini geliştireceği muhakkaktır.

Devamını Oku

Avrupa Amerika ve Güney Kafkasya’da İstikrarsızlık Peşinde

Avrupa Amerika ve Güney Kafkasya’da İstikrarsızlık Peşinde
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AB, ABD ve Ermenistan’ın 5 Nisan tarihinde Brüksel’de yaptıkları üçlü toplantı Güney Kafkasya’yı istikrarsızlaştırma yönelik atılmış adım olarak değerlendirmek mümkündür.  Bu adım Batı’nın istikrarsızlaştırmaya yoluyla bölgede nüfuz sağlamak klasik politikasının bir yansıması olduğu aşikardır. Batının dünyanın farklı bölgelerinde denediği bu politika ilgili bölgelerde kaosa neden olmaktan başka bir yararı olmadığı tecrübelerle sabit olmuştur. Buna rağmen kendi menfaatini öne çıkaran Batı, maalesef bu uygulamalara devam edegelmektedir.  Tüm bu gelişmeler Batı’nın asıl niyetini “ulvi değerler”  altında ihraç ederek dünyayı bir çatışma ortamına sürüklediğinin açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

AB ve ABD’nin Ermenistan ile üçlü diyalog şeklinde bir süreci başlatması hem siyasi hem de ekonomik açıdan makul bir izahı bulunmamaktadır. Siyasi açıdan bu süreç ABD Dışişleri Bakanı Blinken’in ifade ettiği “Ermenistan’ın dünyada bölgeye bağlı, komşularıyla barış içinde, güçlü, bağımsız bir ulus olarak yerini almasını istiyoruz.” söylemiyle örtüşmemektedir. Aksine Azerbaycan’ı dışlayan bu inisiyatif, barışa hizmet etmekten ziyade Güney Kafkasya’nın bir jeopolitik çekişme alanına dönüşmesine zemin hazırlayacaktır. Bilindiği üzere üçüncü ülkelerin, süreç bağlamında atacakları adımlarda bölgenin parametrelerini dikkate almaları ve taraflara eşit mesafede yaklaşmaları gerekmektedir. Ancak bugüne kadar Batı, Azerbaycan ve Ermenistan ilişkilerinde tarafsızlığını yitirerek Ermenistan’ın tarafını tutmuştur. Bu da bölgedeki karmaşık sorunların çözümü için temel alınması gereken tarafsızlık yaklaşımını zedelediği gibi Ermenistan’ın hukuk dışı hareket etmesine ve bölgede terör üretmesine neden olmuştur. Belki istikrarsızlıktan beslenen Batı’nın amacı da buydu.

Diğer taraftan tarihsel süreç içinde bakıldığında Bölgede sulh ve istikrarı bozan taraf hep Ermenistan olmuştur. Rusya’nın toplum mühendisliği sonucu 1828 yılında imzalanan Türkmençay anlaşması sonucu göç yoluyla Kafkasya’da toplu şekilde yaşamaya başlayan Ermeniler, bölgenin meskun insanlarına uyguladıkları katliam ve zorbalıklarla onları göçe zorlayıp, Azerbaycan’ın kadim topraklarını Ermenileştirilerek bölgenin demografik ve idari yapısını değiştirmişlerdi. Bununla da yetinmeyen Ermeniler arkalarına Rusya desteğini de alarak Büyük Ermenistan Devleti kurmak üzere harekete geçmiş ve bu boş iddiaya dayanarak dünyanın gözü önünde Bölgede her türlü vahşiliği çekinmeden yapmışlardır. Dolayısıyla Bölgenin barış ve istikrarının temini Ermenilerin şımartılmasıyla değil aksine onlar hak ve hukuk ekseninde hareket etmelerinin sağlanmasıyla mümkün olacaktır.

Diğer taraftan Batı’nın Ermenistan’la girdiği bu süreç Azerbaycan dışında bölgedeki diğer devletleri de rahatsız etmektedir. Üçüncü ülkelerin Ermenistan üzerinden Güney Kafkasya nüfuz sağlamaya çalışmaları Rusya, Gürcistan ve İran açısından da ciddi sorunları beraberinde getirecektir. Bölgenin dinamikleri incelendiğinde Batı’nın Ermenistan ile Gürcistan arasında yeni bir diyalog kurdurarak Rusya’yı bölgede soyutlamaya planın başarılı olmasını pek mümkün gibi görünmemektedir. Aksine bu plan bölgede ciddi yeni bir çatışma ortamını oluşturacaktır. Ermenistan’ın Ukraynalaştırma çabaları olarak da adlandırılabileceğimiz bu plan başta Ermenistan olmak üzere tüm bölge devletleri için yeni sorunlara kaynak oluşturacaktır. Kaldı ki, bu soruna Rusya’nın sessiz kalacağı düşünmek çok fazla iyimserlik olacaktır. Sonunda da en büyük zararı Ermenistan görecektir. O nedenle Ermenistan’ın çıkarı Batı ile sonu beli olmayan hülyalara girişmek yerine bölgenin gerçekleri dikkate alarak sınırının en fazla olduğu iki ülke olan Türkiye ve Azerbaycan’la iyi komşuluk ilişkileri geliştirmektir.

Eğer ABD ve AB, Güney Kafkasya’da barış ve istikrar sağlamak istiyorsa yapması gereken en önemli şey, Azerbaycan’ın, II. Karabağ Savaşı sonrasında işgal altındaki topraklarını kurtarması ve Karabağ’da 19-20 Eylül 2023 tarihlerinde düzenlediği anti-terör operasyonuyla tüm ülke topraklarında egemenliğini yeniden tesis etmesi neticesinde, kalıcı barış ve istikrar için bölgede oluşan tarihi bu fırsatı kabulü ve değerlendirmesi yönünde Ermenistan’a baskı yapmalarıdır. Başta Fransa olmak üzere bölge dışı ülkelerin Ermenistan’a silah desteğini sağlayarak savaş senaryolarını yazmaları Bölge istikrarı kadar bizzat Ermenistan’ın güvenliğini de tehlikeye atacaktır.

Ekonomik açıdan bakılırsa AB, Ermenistan’a 4 yıl vadeli kredi şeklinde 270 milyon euro, ABD ise Erivan’a 65 milyon dolar yardım yapmayı taahhüt etmesi de Ermenistan’ın ekonomik kalkınmasına yardımcı olmayacaktır. Her şeyden önce Ermenistan bu krediyi silah ve mühimmat için kullanmayacağı konusunda bir netlik bulunmamaktadır. Kaldı ki, Avrupa Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, bu yardımın Ermenistan ekonomisini ve toplumunu daha dirençli ve şoklara dayanıklı hale getireceği özellikle Ermenistan’daki işletmelere büyümeleri, yenilik yapmaları ve yeni pazarlara erişimleri için destek olacağı ifadesi ekonomik gerçeklerle örtüşmemektedir. Ülkede yatırım yapılması ya da var olan yatırımları verimli hale gelmesi için her şeyden önce ülkede yatırım ikliminin var olması gerekir. Hali hazırda yatırım için uygun alt yapının bulunmadığı, genç nüfusun önemli bir kısmının Avrupa’ya göç ettiği, denizle bağlantısı olmayan ve sermaye birikiminin çok zayıf olduğu Ermenistan’ın diğer taraftan Türkiye ve Azerbaycan’la sınırı kapalı kapalı olması ülkeye ekonomik anlamda yatırım yapılmasını nerdeyse imkansız hale getirmiştir.  Bu haliyle Ermenistan’da olumlun yatırım ikliminden bahsetmek mümkün değildir.

Peki, o Zaman ABD ve AB’nin Ermenistanlar başladığı bu sürecin amacı nedir? Bunu Von der Leyen, “Avrupa ve Ermenistan uzun ve ortak bir tarihi paylaşıyor. Artık yeni bir bölüm yazmanın zamanı geldi.” sözlerinden anlamak mümkündür. Afrika’da dışlanan, Afganistan’dan kovulan, Ukrayna’da sıkışan Batı alemi yeni bir maceranın peşindedir.  Bu macerada kullanılmaya en uygun devlet ise hiçbir bağımsız politikaya sahip olmayan Ermenistan’dır. Bu maceranın temel baş aktörü ise kuşkusuz bölgesel vizyondan mahrum Macron’dur. Bu politikadan zarar görecekler ise  tüm Güney Kafkasya ülkeleri olacaktır. Yapılması gereken şey, Türk Devletler Teşkilatının vizyonu derinleştirilerek bölgesel istikrar için güvenlik alanında güçlü bir işbirliği kurmaktır. Belki de Türk Devletler Teşkilatı bünyesinde bölgesel istikrar için Barış Gücünün teşkili için uygun zaman gelmiştir.

Devamını Oku

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Azerbaycan Ziyaretinin Muhtemel Etkileri

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Azerbaycan Ziyaretinin Muhtemel Etkileri
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Kazakistan Cumhurbaşkanı sayın Kasım Comart Tokayev’in Azerbaycan’a ziyareti ve iki ülke arasında bir dizi işbirliği protokolünün imzalanması farklı kesimlerce Kazakistan – Azerbaycan ilişkilerinin bölgesel etkisi üzerinde bir takım yorumların yapılmasına neden oldu. Zira Avrasya coğrafyasında şekillenecek yeni jeopolitik durum bu iki ülkenin atacakları adımların etkisi önemli olacaktır. “Kafkasya-Orta Asya-Güney Asya Jeopolitik Üçgeni”in“Kalpgâhı” konumunda yer alan Kazakistan, İslam Dünyası, Türk Dünyası, Asya, Rusya ve Batı kültürlerini aşina, bu bölgelerle diyalog içinde olan Doğu ile Batı arasındaki güç mücadelesinde Orta Asya’nın “yumuşatıcı tampon” rolüne sahip bir ülkedir. Yüzölçümüne (2 724 900 km2) açısından dünyanın dokuzuncu, eski Sovyetler Birliği ülkelerinin ikinci en büyük ülkesi olan Kazakistan, petrol (dünya rezervinin %2,9’una sahip ) ve doğal gaz (dünya rezervinin %1’ne sahip) rezervleri yönünden oldukça zengindir. Ülkede kayda değer altın, demir filizi, bakır, krom, kurşun, wolfram, tungsten ve çinko yatakları bulunmaktadır. Azerbaycan ise Güney Kafkasya’nın en stratejik, başta petrol ve doğal gaz olmak üzere ciddi doğal kaynaklara sahiptir. Coğrafi konum olarak Doğunun batı ve Batının doğusu konumunda olup, farklı millet, kültür, dil ve dinin buluştuğu medeniyetler köprüsü konumundadır. Çin ile Avrupa arasında yer alan Orta Koridor güzergahının anahtar ülkesidir. Her iki ülkenin de dikkat çeken ortak özellikleri enerji kaynakları bakımından zengin olmaları ve ciddi ölçüde doğrudan yabancı sermaye çekmeleridir. 

Hazar Denizi üzerinde komşu olan Kazakistan ve Azerbaycan arasında işbirliğinin düzeyi Avrasya coğrafyasının kaderini belirleyecek önemdedir. Her iki kardeş ülke bu durumun farkındadır. O nedenle Kazakistan ve Azerbaycan hem Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde hem de ikili işbirliği çerçevesinde ilişkilerinin geliştirmeye büyük önem vermektedirler. Yemin Töreni sonrasında sayın Aliyev’in “Ailemiz Türk Dünyasıdır” ifadesinde bulunması da bu gerçeğin en üst düzeyde ifade edilmesidir. Bilindiği üzere “Karabağ Zaferi” sonrasında Türk Konseyi’nin yeniden yapılandırılarak “Türk Devletleri Teşkilatı” şeklini alması Türk Devletleri ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Türk Devlet Başkanlarının karşılıklı ziyaretleri ve üst düzey komisyonların çalışmaları hız kazanmasıyla ülkeler arasındaki işbirliği düzeyi yükselerek stratejik işbirliğine doğru evrilmiştir. Sayın Tokayev’in ziyaretiyle Azerbaycan-Kazakistan ilişkilerinde yeni fırsatları doğurmuştur. İki ülke arasında Cumhurbaşkanı Aliyev ve Tokayev’in katılımıyla ilk kez Devletlerarası Yüksek Konsey toplantısı yapılmıştır. 

Sayın Tokayev’in Azerbaycan’ı ziyareti sırasında iki ülke arasında çok önemli anlaşmalar imzalanmıştır. Kazak petrolünü alım ve satımı konusunda stratejik işbirliğine ilişkin Socar ile KazMunayGaz arasında imzalanan anlaşma Kazak petrol Azerbaycan üzerinde Batıya satılması imkanı doğmuştur. Böylece zengin petrol kaynaklarına sahip Kazakistan ürettiği petrolü Rusya ve Çin’den sonra başta Avrupa olmak üzere dünya piyasalarına arz imkanı elde edecektir. Azerbaycan ise enerjide hem kaynak ülke hem de transfer ülkesi olarak da dünya enerji piyasasında nüfuzunu artıracaktır. Bu proje aynı zamanda TDT’nin enerji alanında ortak işbirliği yapılması hedeflerine uygunluk arz etmektedir. 

Kazakistan ile Azerbaycan arasında önemli bir işbirliği alanı da şüphesiz ulaşım ve lojistiktir. Yapılan anlaşmayla Çin-Kazakistan-Azerbaycan güzergahında hareket eden konteyner treninin kapasitesi artırılarak ayda 10 konteyner trenin gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Bilindiği üzere Kazakistan Orta Koridorun güzergahın yük taşımacılık ve lojistik alanında yatırım yapmak konusunda oldukça istekli görünmektedir. Zira, 2023 yılında Azerbaycan ile Kazakistan arasındaki yük taşıma hacmi 1,5 kat artarak 4,3 milyon tona ulaşmıştır. Hazar Geçişli Orta Koridor alanında işbirliğinin yapılması ve yük taşıma hacminin artırılması TDT’nin de Türk Devletleri arasında öncelikli gördüğü işbirliği arasında yer almaktadır. 

Kazakistan ile Azerbaycan arasında imzalanan önemli bir anlaşma da “Azerbaycan Yatırım Holding” ile “Samruk Kazyna Anonim Şirketi” arasında imzalanan “Stratejik Ortaklık Anlaşması” olmuştur. Dış ticaret hacimleri hızla artan iki ülke arasında yatırım ilişkilerinin gelişmesine katkı sağlayacak bu anlaşma TDT hedefleriyle uyum içindedir. Bugüne kadar Azerbaycan, Kazakistan’a 211,4 milyon dolar, Kazakistan ise Azerbaycan ekonomisine 114 milyon dolar yatırım yapmış bulunmaktadır. 

Sonuç olarak ortak dil, kültür ve tarihe sahip olan, Türk Devletleri Teşkilatında aktif rol oynayan, zengin enerji kaynaklarına sahip ve Batı ile Doğu arasında köprü rol oynayan Azerbaycan ile Kazakistan arasında kurulan müttefik ve stratejik ilişkisi bölgesel kalkınma ve istikrarın sağlanması yanında Türk Dünyasının bütünleşmesinde önemli sonuçlar doğuracaktır. Bu ziyarette birçok konu ele alınmış olmasına rağmen üç konu öne çıkmıştır. Birincisi enerji alanında işbirliği, ikincisi Trans Hazar’ın multimodal bir koridora dönüştürülmesi çabası, üçüncüsü iki halkın tarih Karabağ ve Doğu Zengezur…

Devamını Oku

Azerbaycan’ın İslamfobi İle Mücadelesi

Azerbaycan’ın İslamfobi İle Mücadelesi
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Karabağ Zaferi sonrasında toprak bütünlüğünü sağlamış ve egemenliğini tam tesis etmiş olan yeni Azerbaycan’da 7 Şubat’ta erkene alınmış cumhurbaşkanı seçimiyle yeni bir dönem başlamıştır. Önceki dönemlere göre farklı vizyon ve perspektiflere sahip bu dönemin öncelikleri seçimde rekor bir oyla (%92,05) galip çıkan cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in yemin töreni sonrası yaptığı tarihi konuşmada net bir şekilde ortaya konulmuştur. Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında eski döneme göre daha güçlü ve daha istikrarlı bir Azerbaycan profillini çizerek, bundan sonra izlenecek stratejik politikanın eksenini ekonomik kalkınmaya öncelik veren, toplumsal dayanışmayı sağlamlaştıran, milli ve manevi değerleri önceleyen, uluslararası camiada sözüne itibar edilen, Türkofobi, İslamofobi ve neo-kolonizmle mücadele eden, Türk dünyasının lokomotifi, Bölgenin güçlü aktörü bir Azerbaycan’ı inşa etmek üzerine bina edildiğini ifade etmiştir.

Azerbaycan’ın izleyeceği yeni stratejik politikanın diğer unsurları bir tarafa bırakarak bu yazıda sadece Azerbaycan’ın İslamofobi ile mücadele hedefi üzerinde duracağız. Türk-İslam Dünyasında Azerbaycan, Türkiye’den sonra “İslamofobi ile mücadeleye etmeyi” dış politikasının öncellikleri arasında alan ikinci ülke olmuştur. Aslında bu hedef sadece sözde bir politika olmayıp, Azerbaycan’ın tarihi ve kültürel yapısının bir sonucu olarak şekillenmiştir. Türkistan coğrafyasının en batısında, Batı coğrafyasının en doğusunda yer alan Azerbaycan, farklı millet, din, dil ve kültürlerin kesiştiği bir bölgedir. Bundan dolayıdır ki, Azerbaycan ciddi bir şekilde Türkofobi ve İslamofobi’ye maruz kalmış ve bunun sonucunda da çok acı çekmiştir. Tarihi sürecin çok eski dönemlerine gitmeden Azerbaycan’ın bu konuda maruz kaldığı Rus ve Ermeni mezalimi görmek yalnız başına yeterdir. Çar Rusya’sının “sıcak denizlere inmek” politikası ekseninde Azerbaycan’ı işgal etmesi ve Azerbaycan’ı Türkiye’den kopartmak üzere Ermenileri bölgeye yerleştirmesi sürecinde uygulanan göç, katliam ve hatta soykırımın temeli Türkofobi ve İslamofobi üzerinde kurmuştur. 1918 olaylarında Rus desteğini arkasına alarak bölgede Türk ve Müslüman katliamına soyunan Ermenilerin vahşet ve barbarlığını görmek için Quba Soykırım Müzesini ziyaret etmeniz yeterlidir. Azerbaycan’ın maruz kaldığı mezalim bununla da bitmez. Bu zulümler SSCB döneminde de devam eder. SSCB Rusya’sı işgal süresince Pantürkizm ve Panislamizm yalanıyla çok sayıda katliama imza atar ve Azerbaycan’ın seçkin aydınlarını kurşuna dizer. Bu uygulamaların en şiddetlisi ise 20 Ocak olayı olarak adlandırılan hadisede çok sayıda çocuk, kadın ve yaşlı sivil insanların katledilmesidir. Bununla yetinmeyen Rusya Ermenistan’a destek vererek başta Hocalı olmak üzere Karabağ da soykırım gerçekleştirir. Bunlar sadece birkaç misal…eğer teferruatıyla olayı ele alırsak, sanırım birkaç ciltlik ansiklopedi yazmak gerekir.

Evet sözde medeni Batı dünyasının gözü önünde Azerbaycan soykırıma maruz kaldı. Ermenistan işgaline uğrayan Azerbaycan’ın kadim toprakları Karabağ’da zulüm, göç, katliam ve soykırıma uğrayan insanlar yanında kadim Azerbaycan kültürünün şaheserleri ve İslam’ın mübarek mesken ve ibadethaneleri talan edildi, domuz ahırına çevrildi, yıkıldı ve yakıldı…Bu hadise karşısında sözde kültür eserlerinin savunuculuğuna soyunan uluslararası kurum ve kuruluşlardan cılız dahi olsa ses çıkmadı… Bu sanat eserleri yıkılarak taş, kapı ve pencere gibi cüzleri komşu ülkelere satıldı. Yine sözde medeni ülkelerden ses çıkmadı. Hatta içten içe örtük olarak bu talan olayları desteklediler. Neden mi? Çünkü bunlar kadim Türk-İslam eserleriydi…Sözde medeni ülkelere göre bunların yakılması ya da yıkılmasının zararı yoktu… Önemli olan bu toprakların üstünde kadim Türk-İslam eserlerinin izi kalmamasıydı…

İşte Türkofobi ve İslamofobi uygulamalarına en fazla maruz kalan Azerbaycan’da Bakü Uluslararası Çokkültürlülük Merkezi, Uluslararası İlişkiler Analiz Merkezi, G20 Dinlerarası Diyalog Forumu ve Bakü Girişim Grubu ortaklaşa “Çeşitliliği Korumak: 2024’te İslamofobi ile Mücadele” konulu uluslararası bilimsel konferans düzenlendi. Konferansa dünyanın 30 ülkesinden bilim insanları, uluslararası kuruluşların uzmanları, dini şahsiyetler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerinin de aralarında bulunduğu 130 uluslararası konuk katıldı. Konferansa mesaj gönderen Cumhurbaşkanı İlham Aliyev çok önemli konulara değindi. Dini inançlara ilişkin ayrımcılık, hoşgörüsüzlük ve şiddet olaylarının artmasının derin endişe yarattığını belirten Aliyev, İslamofobinin, kendilerini demokratik olarak gören bazı Batılı ülkelerin devlet politikasının ayrılmaz bir parçası haline geldiğini belirterek, Kur’an-ı Kerim’in yakılması ve Hazreti Muhammed’in karikatürlerinin yayımlanması gibi hakaret eylemlerinin ifade özgürlüğü olarak lanse edildiğine anımsattı. Aliyev, “Fransa, geleneksel yeni sömürgecilik politikasının yanı sıra Müslümanlara karşı açık baskı ve ayrımcılık politikası yürütmekte ve çeşitli İslam karşıtı kampanyalar düzenlemektedir. “Dünyevilik” adı altında Müslümanların hak ve özgürlüklerini kısıtlamaya yönelik yasal düzenlemeler ve siyasi kararlar almaktadır. Bu ülkede camilere, Müslüman kültür merkezlerine ve mezarlıklara çeşitli şekillerde hakaret edilmekte, Müslüman vatandaşlara baskı yapılmaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

Evet, sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği üzere kendilerini demokratik olarak nitelendiren bazı Batı kurumları İslam karşıtı faaliyetlerde bulunmanın yanı sıra Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisinin İslam karşıtlığını teşvik eden platformlara dönüştüğünü görmek üzücüdür. En üzücü olanı da yine sayın Aliyev’in ifade ettiği gibi, dünya haritasına bakıldığında terörden en çok zarar gören kesimin Müslümanlar olduğu görülmektedir. Ama ne yazık ki, sözde medeni dünya, algı operasyonuyla olayı tam tersine çevirerek barış, merhamet, hoşgörü ve adalet dini olan İslam’ı terörizmi yetiştiren bir din olarak göstermektedir. O zaman gerçeği göstermek için toyekün bir seferberliğe başlamak lazım… Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz…

Devamını Oku

Vefa Görmeyen Vefalı Kahraman: Bakü Fatihi Nuri Paşa

Vefa Görmeyen Vefalı Kahraman: Bakü Fatihi Nuri Paşa
1

BEĞENDİM

ABONE OL

Osmanlı Devleti’nin son döneminin vatanperver komutanlarının başında yer alır Nuri Killigil Paşa. O, vatanı için canını yok sayan bir kahramandır. Yurduna vefalı, milleti için her şeyini feda eden bir askerdir. Bolşevikleri yenilgiye uğratan Bakü fatihi ve Türk savunma sanayi öncüsüdür Nuri Paşa. Doğum yıldönümü, ama çok sevdiği ve uğrunda canını verdiği vatanında pek kimsenin haberi yok maalesef… Nuri Paşa en çok vefayı hak eden kahramanların başında yer alır. Ama ne yazık ki ne Türkiye’de ne de Azerbaycan’da adına dikilmiş bir abide yoktur. Meçhul asker gibi tarihin bilinmezliğine bırakılmış bu vatanperver Paşa. Nedense başkalarına karşı çok vefalı olan milletimiz, vatanperverlerini çok çabuk tarihin bilinmez meçhulünde ter edebiliyor.

Haberyum 1

Nuri Paşa, 1890 yılında Balkanların önemli bir şehri olan Manastır’da doğdu. Babası Hacı Ahmet Paşa Manastıra fen memuru olarak tayin edilmişti. Orta halli hatta fakir bir ailenin çocuğu olarak doğdu. Soyu Gagauz ya da Gökoğuz Türklerine dayanır. Büyük dedesi Kilyeli Abdullah Kırım hanları sarayına tekstil ürünleri satarmış. Saraylı bir kızla evlenir. O nedenle bir tarafı da Tatar Türklerine dayanmaktadır. Nuri Paşa, ilkokul ve lise eğitimimi tamamladıktan sonra 1909’da Manastır Harbiyesinden üsteğmen rütbesiyle mezun oldu. Subay olarak Orduya katıldı. Ancak bu dönem Osmanlı Devleti için sıkıntılı bir dönemdi. Tüm dünyada amansız bir savaşın içindeydi. O nedenle daha genç ve tecrübesiz bir subay iken üç kıta Türk bayrağını dalgalandırmak için mücadele etti. Başarılı olmak zorundaydı. Çünkü Türk tarihine adını altın harflerle yazdırın büyük kahraman Halil Paşa’nın yeğeni ve Enver Paşa’nın kardeşiydi. İtalya’nın Osmanlı devletine bağlı Trablusgarp ve Bingazi’yi işgal etmeleri üzerine gizlice Fransa- Tunus Yoluyla Trablusgarp’a buraya geldi. Yerli halkı teşkilatlandırıp, İngiliz, İtalyan ve Fransız kuvvetlerine karşı kahramanca savaştı. İşgalci güçlere büyük zarar verdi.

1918 yılında Azerbaycan aydınları Tiflis’te Azerbaycan Halk Cumhuriyeti kurdular. Osmanlı devleti bu cumhuriyeti tanıdı ve onunla Batum Antlaşması imzaladı. Daha sonra Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti Gence’ye taşındı. Ancak Bolşevikler ve Ermeniler bu cumhuriyeti yok etmek istediler. Bunun için bölgede katliama başladılar. Çocuk, kadın ve yaşlı demeden binlerce sivil Azerbaycanlıyı öldürdüler. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti Batum Antlaşmasına dayanarak Osmanlı Devletinden yardım istedi. Harbiye Nazırı Enver Paşa, Kafkas İslam Ordusu kurarak Nuri Paşa’yı bu orduya komutan tayin etti. Nuri Paşa bu göreve tayin edildiğinde henüz 28 yaşındaydı.  

Haberyum 2 1

Ordunun başına geçen Nuri Paşa, Kars ve Tiflis güzergahı takip ederek Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin başkenti Gence’ye ulaştı ve burada karargâhını kurdu. Azerbaycanlıları da gönüllü olarak orduya aldı. Azerbaycan Halk Cumhuriyeti için de Ordu kurdu. Tiflis’ten Bakü’ye gelirken yol boyunca birçok çatışma oldu. Bu çatışmaların hepsinde başarılı oldu. İlk büyük çatışmamı Çöyçay bölgesinde oldu. Bu savaşta çok şehit verilmiş ama Ermeni ve Bolşevikleri bozguna uğrattı. Bolşevik kuvvetleri Ağsu-Kürdemir bölgelerine doğru geri çekildiler. Bakü’deki işgal hükümetini büyük korku sardı. Nuri Paşa komutasındaki ordu Ermenileri çeteleri kovalayarak Bakü önlerine kadar geldi. Bakü’de 30 saat süren büyük bir çatışma sonucu 15 Eylül 1918’de Bakü’yü işgalden kurtardı. Bu savaşta 130 asker şehit verildi. Bu savaş Osmanlı Ordusunun son zaferiydi.  Kafkas İslam Ordusunun başarısı ve Bakü’nün işgalden kurtarılması Azerbaycan’da büyük sevince neden oldu. Ordu hakkında şiirler yazıldı, şarkılar betelendi ve tiyatro oyunları tertip edildi. Bunlarda en bilinen Azerbaycan Milli Marşı yazarı Ahmet Cevad bey tarafından yazılan “Yol ver Türkün bayrağına” şiiri ve Cafer Cebbarlı tarafından yazılan 5 perdelik “Bakü Savaşı” adlı eserdir. Bu zafer üzerinde Azerbaycan Halk Cumhuriyeti başkentini Gence’den Bakü’ye taşındı. Osmanlı devleti zor durumdaydı.

Bakü işgalden kurtarılırken, Osmanlı devleti can vermek üzereydi. Zira Osmanlı Devleti Birinci Dünya Savaşından yenilmiş ve 30 Ağustos 1918’de Mondros Anlaşması imzalamıştı. Osmanlı devletinin sonu getiren bu anlaşma gereğince Kafkas İslam Ordusu Azerbaycan’dan çekilmek zorunda kaldı. Mondros Mütarekesi antlaşması sonucunda Kafkas İslam Ordusu Azerbaycan’da çıkmak zorunda kaldı. Böylece Osmanlı devleti can verirken, kardeş devlet Azerbaycan’a can suyu oldu.

Azerbaycan’da katliam yapan Ermenilere ses çıkarmayan İngilizler, Azerbaycanlı kardeşlerime yardıma geldiğim için hakkımda tutuklama kararı verdiler. Türkiye’ye giderken Batum’da tutuklandı ve hakkımda idam kararı verildi. Ancak Azerbaycanlı yiğitler Kafkasyalı Müslümanlarla birlikte Nuri Paşayı kurtardılar. Nuri Paşa hapisten kurtulur kurtulmaz Millî Mücadele destek için Anadolu’ya gitti.

Nuri Paşa daha sonra Berlin’e giderek burada çiniciliği mesleğini öğrendi. Ardında Türkiye’ye dönerek Kütahya Çinicilik Anonim Şirketi’ni kurdu. Bu şirketi bir süre işlettikten sonra devletin askeri sanayiye daha fazla ihtiyaç duyduğu anlayarak savunma sanayine yöneldi. Bu nedenle Nuri Paşa Çini fabrikasını satarak askeri sanayiye yöneldi. Bunun üzerine Sütlüce’de bulunan bir fabrikayı satın alarak Türk Ordusu için askeri mühimmat üretime geçti. Nuri Paşa, silah fabrikasında, çizimini bizzat yaptığı ve kendi adını verdiği Nuri Killigil tabancasını üretti. Böylece Nuri Paşa, yerli ve milli silah sanayi temellerini atarak Türkiye’de silah sanayisinin gelişmesine ve Türk ordusunun ateş gücünün artırılmasına katkı sağladı. Türkiye’nin harp sanayinde güçlenmesini istenmeyen güçlerce fabrikada bulunduğum 2 Mart 1949 tarihinde gerçekleştirilen patlama sonu 27 arkadaşımla birlikte hayatımı kaybetti.  Patlama sonrasında Nuri Paşa’nın cesedinin ana gövdesine ancak 20 gün sonra ulaşıldı. İlginçtir ki, İstanbul Müftülüğü cesedin tam olmadığı gerekçesiyle Paşa’nın cenaze namazı kılınamayacağı şeklinde garip bir fetva verdi. Bu nedenle Müftülük imam göndermediği için Nuri Paşa’nın cenazesi ile ilgili dini merasim bir işçi tarafından yerine getirildi. Paşa’nın cenazesi bir sandukçaya konularak Edirnekapı Şehitliği mezarlığında defnedildi. Böylece kahraman bir vatan evladı, muzaffer bir komutan ve milli bir sanayicinin cenazesi bir vatan düşmanının cenaze töreni edasıyla kaldırıldı.

Türkiye’de Bakü Fatihi ve Türk Savunma Sanayinin Kurucu Nuri Paşanın kahramanlıkları pek bilinmemektedir. Türk Savunma Sanayinin zirveye çıktığı bir dönemde Milli Savunma Sanayinin piri Nuri Paşa’ya vefa göstermenin zamanı gelmiştir. Bu nedenle imkanı olan HERKESİ NURİ PAŞA’NIN MEZARINI ZİYARET EDEREK BİR FATİHA OKUMAYA DAVET EDİYORUM. Ruhun şad olsun, mekânın cennet olsun Paşam. Senin temeli attığın ve uğrunda can verdiğin Milli Savunma Sanayimiz bugün zirvede….

Devamını Oku