Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Gülfer Tek
Gülfer Tek

Kadın Olmak Görünmeyen Sınırların İçinde Yaşamak

Hayat, kadın ya da erkek fark etmeksizin herkes için kendine özgü zorluklar taşır. Bu nedenle kadın olmanın güçlüklerinden söz etmek, erkeklerin hayatının tamamen kolay olduğu anlamına gelmez. Ancak şu da bir gerçektir ki, kadınlar toplumsal yaşamda çoğu zaman yalnızca birey olarak değil, aynı zamanda toplumun beklentileriyle de mücadele etmek zorunda kalır.

Kadın olmak, kimi zaman daha çocuk yaşlarda başlayan görünmez kurallarla çevrilmek demektir. Ne giyeceği, kimlerle arkadaşlık edeceği, nereye gideceği, eve kaçta döneceği çoğu zaman yalnızca kendi kararı olarak görülmez. Aile, çevre ve toplum; kadının hayatı üzerinde sürekli söz sahibi olmak ister. Mahalle baskısı ve aile baskısı, kadının özgürlük alanını daraltan en önemli etkenlerden biridir.

Bir erkeğin sıradan bir davranışı “normal” karşılanırken, aynı davranış bir kadın tarafından yapıldığında çoğu zaman sorgulanır. Kadın, attığı adımı bile açıklamak zorunda bırakılır. Bu durum, yalnızca günlük yaşamda değil, eğitimden iş hayatına, sosyal çevreden siyasete kadar pek çok alanda kendini gösterir.

Özellikle çalışma hayatında kadınların önüne görünmez engeller çıkarılır. Bazı mesleklerin kadınlara uygun olmadığı düşünülür. Kadınların fiziksel ya da psikolojik olarak bazı alanlarda yetersiz olduğu algısı oluşturulur. Oysa sorun kadınların yetersizliği değil, toplumun kadınlara yeterince fırsat tanımamasıdır.

Bunun en açık örneklerinden biri siyasettir. Karar alma mekanizmalarında kadınların sayısı hâlâ istenilen düzeyde değildir. Bakanlıklarda, belediye başkanlıklarında, milletvekilliğinde ya da yerel yönetimlerde kadınların daha fazla yer alması gerekirken, çoğu zaman erkek egemen bir yapı karşımıza çıkar. Halbuki bir toplumun gelişmişliği, kadınların yalnızca evde ya da belirli mesleklerde değil, ülkenin geleceğini belirleyen masalarda da söz sahibi olmasıyla ölçülür.

Kadın olmak, sürekli güçlü görünmek zorunda bırakılmak ama aynı zamanda sınırlandırılmak demektir. Bir yandan başarılı olması beklenir, diğer yandan fazla öne çıkması hoş karşılanmaz. Bir yandan çalışması desteklenir, diğer yandan ev içindeki sorumlulukların büyük kısmı yine onun omuzlarına bırakılır.

Bu yüzden kadınların yaşadığı zorlukları konuşmak, bir cinsiyeti diğerinden üstün göstermek değildir. Aksine, toplumda var olan eşitsizlikleri görmek ve daha adil bir yaşam düzeni kurmak için gereklidir. Çünkü kadınların özgürce yaşayabildiği, kararlarını kendilerinin verebildiği, emeğinin ve fikrinin değer gördüğü bir toplum; herkes için daha yaşanabilir bir toplumdur.

Kadınların daha güçlü olması için yalnızca kadınların çaba göstermesi yetmez. Ailelerin, kurumların, siyasetin ve toplumun bakış açısının değişmesi gerekir. Çünkü mesele sadece kadın meselesi değildir; mesele, insanın özgür ve eşit bir şekilde yaşayabilme meselesidir.

Uz. Klinik Psikolog

Gülfer Tek