
Bir psikolog olarak şunu çok sık görüyorum: İnsanlar çoğu zaman yaşadıkları zorluğu değil, o zorluğun içinde yalnız kalmayı daha ağır taşıyor. Dışarıdan bakıldığında herkes hayatına devam ediyor gibi görünüyor. İşine giden, evine bakan, çocuğuyla ilgilenen, sorumluluklarını yerine getiren birçok insanın içinde aslında büyük bir yorgunluk olabiliyor.
Bu yüzden psikolojik dayanıklılık konusunu çok önemsiyorum. Çünkü psikolojik dayanıklılık, insanın hiçbir şeyden etkilenmemesi değildir. Psikolojik dayanıklılık; zorlandığında dağılmadan kalabilmek, dağıldığında ise yeniden toparlanabilmektir.
Hayat hepimize aynı davranmıyor. Kimi insan ekonomik sıkıntılarla mücadele ediyor, kimi aile içinde anlaşılmamaktan yoruluyor, kimi iş hayatında baskı hissediyor, kimi de geçmişten gelen yükleri bugüne taşıyor. Böyle zamanlarda insanın kendine “Ben neden böyle hissediyorum?” diye sorması çok kıymetlidir. Çünkü çoğu zaman duygularımızı bastırmaya çalışıyoruz. Oysa bastırılan duygu yok olmaz; sadece başka bir yerden kendini göstermeye başlar.
Ben danışanlarıma da sık sık şunu söylerim: İnsanın üzülmesi, yorulması, ağlaması ya da kaygılanması zayıflık değildir. Bunlar insan olmanın doğal parçalarıdır. Zayıflık gibi görünen pek çok duygu aslında bize bir şey anlatmaya çalışır. Kaygı bazen “Kendini güvende hissetmiyorsun” der. Öfke bazen “Sınırların ihlal edildi” der. Üzüntü bazen “Bir kaybın ya da eksikliğin var” der.
Bu nedenle ilk önerim şudur: Duygularınızı yok saymayın, onları anlamaya çalışın. İnsan kendi içinde ne olup bittiğini fark etmeden sağlıklı kararlar almakta zorlanır. “Ben şu an ne hissediyorum?”, “Bu duygu bana ne anlatıyor?”, “Beni asıl yoran şey ne?” gibi basit sorular bile insanın iç dünyasında önemli kapılar açabilir.
Bir diğer önemli konu ise her şeyi tek başına taşımaya çalışmamak. Toplum olarak bazen güçlü insanı susan, belli etmeyen, içinde yaşayan insan zannediyoruz. Oysa bu doğru değil. Gerçek güç, gerektiğinde destek isteyebilmektir. Güvendiğiniz biriyle konuşmak, bir dostla dertleşmek, aileden destek almak ya da bir uzmana başvurmak insanı zayıf yapmaz. Tam tersine, insanın kendine verdiği değeri gösterir.
Psikolojik dayanıklılığı güçlendiren şeylerden biri de günlük hayat düzenidir. Uyku, beslenme, hareket, sosyal ilişki ve dinlenme çoğu zaman basit görünür ama ruh sağlığı üzerinde büyük etkisi vardır. Uykusuz kalan, sürekli koşturan, kendine hiç vakit ayırmayan bir insanın ruhen yorulması çok normaldir. Ruh sağlığı sadece düşüncelerle değil, yaşam biçimiyle de yakından ilgilidir.
Burada küçük ama etkili bir önerim var: Her gün kendinize kısa da olsa bir alan açın. Bu bazen on dakikalık bir yürüyüş olabilir. Bazen sessizce içilen bir çay olabilir. Bazen telefonu bir kenara bırakıp nefes almak olabilir. Büyük değişimler her zaman büyük adımlarla başlamaz. Bazen insan küçük molalarla kendini yeniden toparlar.
Hayatta kontrol edemediğimiz çok şey var. İnsanların ne söyleyeceğini, hayatın önümüze ne çıkaracağını, geçmişte yaşananları ya da bazı kayıpları değiştiremeyiz. Ama bir şeyi zamanla öğrenebiliriz: Yaşadıklarımız karşısında nasıl duracağımızı. Psikolojik dayanıklılık, hayatı tamamen kontrol etmek değil; kontrol edemediğimiz durumlar karşısında kendimizi kaybetmemeyi öğrenmektir.
Elbette bunu söylemek kolay, uygulamak bazen zordur. Bu yüzden kimseye “Takma kafana”, “Bunda üzülecek ne var?”, “Güçlü ol” demeyi doğru bulmuyorum. Çünkü herkesin yükü kendine ağırdır. Birinin kolay atlattığı bir şey, başka biri için çok yıpratıcı olabilir. İnsanların acısını küçümsemek yerine, onları anlamaya çalışmak çok daha iyileştiricidir.
Kendimize karşı da daha anlayışlı olmamız gerekiyor. Hata yaptığımızda kendimizi acımasızca eleştiriyoruz. Geçmişte verdiğimiz kararları tekrar tekrar düşünüyor, “Keşke”lerle kendimizi yoruyoruz. Oysa insan kusursuz bir varlık değildir. Yanılır, düşer, yorulur, bazen geç kalır, bazen yanlış karar verir. Ama bütün bunlar onun değersiz olduğu anlamına gelmez. Kendimize şefkat göstermek, psikolojik dayanıklılığın en önemli parçalarından biridir.
Benim bu konuda en temel önerim şudur: Kendinizle konuşma biçiminize dikkat edin. Bir dostunuz zorlandığında ona nasıl davranıyorsanız, kendinize de öyle davranmaya çalışın. Çünkü insanın iç sesi sürekli suçlayıcı olursa, dışarıdaki hayat zaten zor iken içeride de bir mücadele başlar. İnsan bazen en çok kendi kendine iyi gelmeyi öğrenmelidir.
Son olarak şunu söylemek isterim: Psikolojik dayanıklılık doğuştan gelen ve hiç değişmeyen bir özellik değildir. Zamanla gelişir. Yaşadıklarımızdan ders alarak, duygularımızı tanıyarak, destek almayı öğrenerek, kendimize daha sağlıklı sınırlar koyarak güçleniriz.
Hayat bazen yorabilir. Bazen insan ne yapacağını bilemeyebilir. Bazen her şey üst üste gelmiş gibi hissedilebilir. Ama unutmayalım: Zorlanmak, bitmek demek değildir. Yorulmak, vazgeçmek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Bazen insan bir anda değil, yavaş yavaş toparlanır.
Ve çoğu zaman iyileşme, insanın kendine şu cümleyi kurmasıyla başlar:
“Zorlanıyorum ama bununla baş etmeyi öğrenebilirim.”
