
Siyaset nedir? Makam sahibi olmak mı, güç elde etmek mi, yoksa milletin derdine derman olmak mı?
Bugün bu soruyu kendimize yeniden sormamız gerekiyor.
Çünkü siyasetin gerçek değeri, sahip olunan makamlarla değil, o makamların millete ne kadar fayda sağladığıyla ölçülür.
Bir siyasetçinin kaç dönem görev yaptığı, kaç kişi tarafından tanındığı veya ne kadar güçlü çevrelere sahip olduğu değil; geride hangi hizmetleri bıraktığı önemlidir.
Milletin gönlünde yer edinemeyen bir siyasetçinin, en yüksek makamda oturmasının ne anlamı vardır?
Ne yazık ki zaman zaman siyasette liyakatin önüne sadakatin, hizmetin önüne kişisel hesapların, milletin beklentilerinin önüne siyasi çıkarların geçtiğine şahit oluyoruz.
Oysa siyaset, bir geçim kapısı veya kişisel yükseliş merdiveni değildir. Siyaset, ağır bir sorumluluk ve milletin emanetini taşıma görevidir.
Siyasi nüfuzunu dokunulmazlık zırhına dönüştürerek rüşvet, cinsel istismar, yasa dışı işlere aracılık veya haksız menfaat sağlama gibi suçlara karıştığı yargı kararıyla sabit olanlar, hak ettikleri hukuki yaptırımlarla karşılaşmalı ve kanunun öngördüğü şekilde siyasetten uzaklaştırılmalıdır. Hiçbir makam, hiç kimseye suç işleme ayrıcalığı tanımamalıdır.
Bu sorumluluk yalnızca iktidarın değil, muhalefetin de omuzlarındadır. İktidar hizmet üretmekle, muhalefet ise denetlemek ve çözüm önermekle yükümlüdür. Her ikisinin de ortak amacı milletin refahı olmalıdır.
Siyasette asıl rekabet, kimin daha çok konuştuğu değil, kimin daha çok fayda sağladığı üzerine kurulmalıdır.
Gençlerimizin geleceğe umutla bakabildiği, emeklinin huzur içinde yaşayabildiği, esnafın alın terinin karşılığını alabildiği bir ülke için siyaset yapılmalıdır.
Unutmayalım!
Makamlar geçicidir. Unvanlar unutulur. Alkışlar diner.
Ama bir insanın hayatına dokunan hizmet, yıllar geçse de unutulmaz.
Çünkü siyasetin gerçek ölçüsü makam değil, hizmettir.
