
Bir insan düşünün…
Yıllarca memleketi için çalışmış. İnsanların derdiyle dertlenmiş, kimsenin kapısını makam için çalmamış. Partisinin zor gününde yanında durmuş, herkes dağıldığında o kalmış. Bir gün kendisine de sorumluluk verilebileceğini düşünmüş.
Fakat sıra aday belirlemeye geldiğinde ona önce ne bildiği, ne yaptığı, hangi yaraya merhem olabileceği sorulmuyorsa; konuşulan hep maddi gücü ve güçlü çevresiyse, burada durup düşünmek gerekir:
Siyaset, hizmet etmek isteyenlerin mi, bedelini karşılayabilenlerin mi yoludur?
Elbette varlıklı olmak kusur değildir. İşinde başarılı olmuş bir insan siyasette de kıymetli hizmetler yapabilir. Ancak servet, liyakatin önüne geçtiğinde mesele bir kişinin adaylığı olmaktan çıkar; temsilin adaletine dönüşür.
Çünkü dar gelirli bir insanın da ülkesine söyleyecek sözü vardır. Bir öğretmenin, işçinin, küçük esnafın, yıllarını topluma adamış bir gönüllünün de Meclise taşıyacağı hayatlar vardır. Geçim sıkıntısını yaşayanların sesi, adaylık yolunun masrafları arasında kaybolmamalıdır.
Siyasette herkesin general olmak istediği bir yerde, kim milletin yükünü omuzlayacak? Kim unvan beklemeden çalışacak? Kim kendisine oy vermeyenin de kapısını çalacak?
Bu ülkenin gönül insanlarına ihtiyacı var. Allah’ın rızasını gözeten, kul hakkından sakınan, kamu malını emanet bilen insanlara… Makama ulaşınca eski dostlarının telefonlarını unutmayan, vatandaşın karşısında eğilmeyi küçüklük saymayan insanlara…
Dava insanlığı, güzel konuşurken değil; çıkarıyla vicdanı karşı karşıya geldiğinde belli olur.
Aday belirleyenlerin sorumluluğu da burada başlar. Yalnızca “Seçim için ne kadar kaynak sağlar?” sorusuyla yapılan tercih, “Millete ne kazandırır?” sorusunu gölgede bırakmamalıdır. Sadakat, emek, bilgi ve dürüstlük, bir banka hesabından daha az değerli görülemez.
Millet, kendi sofrasındaki eksilmeyi bilen insanları yanında görmek istiyor. Bir annenin evladına harçlık veremeyişini, bir emeklinin ay sonunu bekleyişini, bir gencin umudunu yitirişini gerçekten hissedenleri…
Siyasete güveni yeniden kuracak olan, bu insanların sesine ve emeğine yer açmaktır.
Çünkü bir ülkenin geleceği, adaylarının ne kadar zengin olduğundan çok, emaneti teslim aldıklarında ne kadar dürüst kalabildiklerine bağlıdır.
