Seyyid Mahmud Hayrânî (rahmetullahi aleyh) hakkında bilmemiz gereken en önemli konulardan biri de kendisi her ne kadar özellikle son zamanlarda başka inanışın insanı olarak yansıtılmaya çalışılsa da onun zamanının önemli bir EHLİ SÜNNET ALİMİ olduğudur.
Seyyid Mahmud Hayrânî (rahmetullahi aleyh) 13. yüzyılda Anadolu Selçuklu Devleti döneminde Konya – Akşehir’de yaşamış hatırı sayılır bir mutasavvıf, önemli bir İslam alimidir, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî’ hocası, Nasreddin Hoca ise talebesidir. Önden şunu ifade edelim ki; Hocası ehli sünnet alimi ve yetiştirdiği talebesi de ehli sünnet alimi olan bir kişi Ehli sünnet alimi olmaz da ne olur? Peygamberimiz Hz. Muhammed sallallahü aleyhi ve sellemin soyundan geldiği kabul edildiği için “seyyid” unvanını buradan alır. Ailesi aslen Horasan veya Harran bölgesinden olup, Selçuklu devlet adamlarından Mesud Paşa’nın oğludur. Akşehir’de kendi adıyla anılan dergahını kurmuştur. Akşehir’deki medreselerde müderrislik yaparak hem ilim hem de tasavvuf alanında pek çok talebe yetiştirmiştir.
Seyyid Mahmut Hayrani Ehl-i Sünnet geleneği içinde yer alan bir mutasavvıftır. Böyle olmasına rağmen menkıbelerle Ehli sünnet çizgisi dışına çıkarılma çabaları da eksik değildir.
Tarihî bağlamda yaşadığı çevrenin onu konumlandırışı mezhepsel kimliği konusunda oldukça güçlü deliller sunar. Bunların bazılarını maddeleyecek olursak;
- Seyyid Mahmud Hayrânî, 13. yüzyılda Anadolu’da faaliyet gösteren mutasavvıflar arasında zikredilir. Yaşadığı ilmî çevre tamamen Ehl-i Sünnet olmakla birlikte zaten Anadolu Selçuklu Devleti’nin resmî mezhebi de Hanefî-Mâtürîdî çizgisiydi. Devlet medreselerinde okutulan akâid ve fıkıh Ehl-i Sünnet esaslarına dayanıyordu. O dönemde bir şeyhin geniş kabul görmesi, devlet ve halk nezdinde itibar kazanması, Ehl-i Sünnet çizgisinden sapmamasıyla yakından ilişkiliydi. Zındıklık, Bâtınîlik veya aşırı fırkalara mensup olduğu düşünülen kimseler desteklenmiyordu. Onu anlatan tarihî ve tasavvufî eserlerde Şiî veya başka bir itikadî ekole mensup olduğuna dair güvenilir bir bilgi bulunmaz. Aksine, Anadolu evliya geleneği içinde değerlendirilir. Eğer böyle olmasaydı zamanın müellifleri, itikadî sapma gördükleri şahıslarda bunu açıkça yazarak eleştirdikleri gibi Seyyid Mahmut Hayraniyi de eleştirirlerdi.
- Seyyid Mahmut Hayrani’nin tasavvuf silsilesi de önemli bir kriterdir ve Sünnîdir.
Bağlı olduğu kabul edilen tasavvuf geleneği, Anadolu’daki Sünnî tasavvuf anlayışının bir parçasıdır. Sonraki yüzyıllarda onu benimseyen tarikat çevrelerinin tamamına yakını Ehl-i Sünnet akîdesini benimsemiştir. Eğer Seyyid Mahmut Hayrani’nin akîdesinde ciddi bir sapma olsaydı, Sünnî tarikatlar onu silsilelerinde yaşatmazlardı. - O’nun ehli sünnet alimi olduğuna dair bir başka husus da; Osmanlı ulemasının onu reddetmemesidir. Osmanlı Devleti, türbeleri ve zaviyeleri sıkı şekilde denetleyen bir devletti. Seyyid Mahmut Hayrânî’nin türbesi asırlar boyunca korunmuş, vakıflarla desteklenmiş ve ziyaret edilmiştir. Bu durum Osmanlı’nın Ehl-i Sünnet dışı gördüğü şahısları resmî olarak desteklemediği düşünüldüğünde önemli bir tarihî göstergedir.
- Hiçbir Ehl-i Sünnet âlimi onu bid’at ehli ilan etmemiştir. İslâm tarihinde birçok mutasavvıf hakkında akîde tartışmaları yapılmış, eleştirilmiş ama kendisi hakkında hiç böyle bir dışlama ve eleştiri olmamıştır. Bu durum onun yaşadığı dinî çevreyle uyumlu olduğunu gösterir.
- Bugün de Hayrânî’nin adı, Anadolu’daki Sünnî tasavvuf mirası içinde anılır. Onun etrafında oluşan kültürde Kur’an, sünnet, namaz, zikir ve tasavvuf terbiyesi öne çıkar; Şiî veya Bâtınî öğretilerle özdeşleşmiş tarihî bir gelenek bulunmaz. Aksini düşünmek O’na haksızlık olur.
