Karamsar değilim, kötümser değilim ve kavga da istemiyorum; ama hiç rahat değilim.
Ne olur beni mazur görün. Derdimizin büyüklüğü ve alınan tedbirlerin yetersizliği beni aynı konularda yazmaya mecbur ediyor. Aile mefhumu çok kan kaybediyor ve buna bağlı olarak toplumumuzun temellerinden çatırtı sesleri geliyor. Bir toplumu yıkmak için topa tüfeğe gerek yoktur. Aileyi, özellikle de aileyi ayakta tutan anayı ve geleceğin anaları olan kadınları inancından ve değerlerinden koparırsanız o toplum ayakta kalamaz.
Bu milletin inancına düşman olanlar bunu çok iyi keşfettiler. Sosyal medyanın cazibesiyle en ücra köşelere kadar ulaşıyor, sapkınlıkları özendiriyor, ahlaki yozlaşmayı normalleştiriyorlar. Artık duyulmayanlar duyuluyor, söylenmeyenler söyleniyor, yapılmayanlar yapılıyor.
NE OLACAK BU HALİMİZ?
Ne olduk, ne hale getirildik, nereye gidiyoruz?
Allah’ın örtünün dediği yerde, atalarımız ve analarımız mahremiyet konusunda hassasiyet gösterirken onların çocukları niçin bu hale geldi? “Özgürüz ve moderniz” iddiasının ne kadar boş olduğunu görüyoruz. Çünkü modernlik soyunmakla olmaz. Modernlik soyunmakla değil, şahsiyet ve değer sahibi olmakla olur. Dünyanın birçok seçkin ailesine baktığınızda bunu açıkça görürsünüz.
Artık şu gerçeği de görelim: Gayriahlaki ve müstehcen hayat tarzlarının yaygınlaştırılması, insanlığı inancından ve değerlerinden kopararak köleleştirmek isteyen küresel güçlerin işine yaramaktadır. Yahudilerin meşhur Siyon Protokollerinde de aile, din ve geleneksel değerlerin zayıflatılmasıyla toplumların daha kolay kontrol edileceği savunulmaktadır. Ben demiyorum; kendileri söylüyor.
Peki ya bizim cephemiz?
Erdemi, ahlakı, hayayı ve iffeti emreden dinimize ne çabuk yabancı olduk? Okul mezuniyetlerini balolara çevirmekle, düğün ve nişanlarımızı kültürümüze aykırı hale getirmekle ne kazanıyoruz? “Herkes böyle yapıyor” mazereti bizi Allah’ın huzurunda kurtaracak mı?
Göbek açma modasından erkeklerin diz üstü şort modasına kadar her dayatmaya uymak zorunda mıyız? Eğer inancımıza ters düşse bile dayatılan modaya “Hayır, ben bunu yapmıyorum” diyemiyorsak özgür değiliz.
NORMALLEŞTİRMEYECEĞİZ
Yanlışları göre göre normalleştiriyoruz. Üstelik yozlaşma arttıkça rahatsız olanların sesi daha da cılız çıkıyor.
“Her koyun kendi bacağından asılır” diyemeyiz. Çünkü kokusu bütün sokağı rahatsız eder.
Tarih ve millet önünde, Allah indinde yetkili yetkisiz hepimiz bu gidişattan mesulüz. Gerek televizyondan olsun gerekse farklı site ve gazetelerdeki köşe yazılarımızda olsun yetkili makamlara hep seslendik ve önerilerde bulunduk inşaAllah dikkate alırlar. Bireysel manada isteyen istediği mazeretlerini çoğaltsın, isteyen istediği kadar doğruları yanlış bulsun; hakikat değişmez ve bir gün karşımıza dikilir. Bu sokakta dolaşanlar bizlerin evlatları, bu yapılan düğünler, nişanlar bizim. Ve bu dertlerin çaresi de biz de. Bu yozlaşmayı yine bizler düzelteceğiz. Ümitsiz olmaya ve ümitsizlik aşılamaya gerek yok, hele hele hiçbir şey yapmadan sadece dert yanarak karanlığa küfretmeninse hiç mi hiç gereği yok. Her birimiz önce kendi hayatımızı gözden geçirecek, Allah’ın razı olmadığı hallerden razı olacağı hallere yönelmeye çalışacağız.
İnsana huzuru haram kılan haramlardan, huzur veren helallere döneceğiz. Çünkü huzur Allah’a yönelmekle olur. Bu hakikat modern insana da lazımdır, dağdaki çobana da. Hakikat değişmez.
Nasreddin Hoca merhumun üslubuyla bitirelim:
“İnanmayan ölülere sorsun.”
