
Bazı şeyleri fazla konuşarak büyütmemek gerekir.
Hele ki söz konusu olan, aylarca emek verilerek hazırlanan, büyük bir kalabalığın katılımıyla kapılarını açan ve Bursa’nın gastronomi değerlerini dünyaya anlatmayı hedefleyen bir festivalse…
Bu yüzden, festival sırasında yaşanan ve sosyal medyada gündem olan o talihsiz görüntüye uzun uzun takılıp kalmanın doğru olmadığını düşünüyorum.
Evet, ortaya çıkan görüntü festivale yakışmadı.
Evet, yapılan yanlışın, böylesine büyük ve özenli bir organizasyonun önüne geçmesi de ayrı bir talihsizlik.
Ama şimdi yapılması gereken, o çirkinliği daha fazla konuşarak gündemde tutmak değil.
Tam tersine, Bursa’nın güzel festivalini yeniden gündemin merkezine taşımaktır.
Çünkü bu festival yalnızca bir etkinlik değil.
Arkasında aylarca süren hazırlık, ciddi bir emek, büyük bir organizasyon ve Bursa’nın gastronomi kültürünü dünyaya anlatma hedefi var.
Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin, Başkan Vekili Şahin Biba’nın ve festivalin hazırlanmasında görev alan ekiplerin ortaya koyduğu emeği, tek bir işletmenin yaptığı yanlışın gölgesinde bırakmayalım.
Bir işletmenin yaptığı densizliğin, Bursa’nın gastronomisine mal edilmesine de izin vermeyelim.
O görüntüyü gördük, eleştirimizi yaptık ve gerekli mercilerin gereken değerlendirmeyi yapmasını bekliyoruz.
Şimdi yeniden festivale bakalım.
Çünkü festival alanında o görüntüden çok daha fazla şey var.
Bursa’nın birbirinden değerli lezzetleri var.
Usta eller var.
Yıllardır nesilden nesile aktarılan tarifler var.
Bursa mutfağının kendine özgü zenginliği var.
Farklı şehirlerden gelen insanların aynı sofrada buluşması var.
Gastronomiyi yalnızca yemek olmaktan çıkarıp kültürle, şehirle ve insanla buluşturan güzel bir atmosfer var.
İşte bizim konuşmamız gereken Bursa tam da bu Bursa.
İskender’in, pideli köftenin, cantığın, kestane şekerinin ve daha nice eşsiz lezzetin şehri Bursa…
Bursa’yı yalnızca bir kebap üzerinden değil, yüzyılların oluşturduğu mutfak kültürüyle anlatmalıyız.
Festivalin alanında dolaşan insanların yüzündeki heyecanı, farklı lezzetleri keşfetmesini, ustaların hünerlerini, Bursa’nın gastronomi mirasının yeni nesillerle buluşmasını konuşmalıyız.
Çünkü bir festivalin gerçek hikâyesi, sosyal medyada birkaç dakikada yayılan bir görüntüden ibaret değildir.
Gerçek hikâye, aylarca hazırlanan ve binlerce insanın emeğiyle ortaya çıkan o büyük organizasyonun tamamıdır.
Şimdi Bursa’nın üzerine düşen de bence tam olarak budur:
O çirkin görüntünün peşinden sürüklenmek yerine, festivalin güzelliklerini Türkiye’ye ve dünyaya göstermek.
Gittiğimiz festival alanından güzel bir fotoğraf paylaşalım.
Beğendiğimiz Bursa lezzetini anlatalım.
Ustaların emeğini görünür kılalım.
Festivalde yaşadığımız güzel anları paylaşalım.
Bursa mutfağının değerlerini anlatalım.
Çünkü sosyal medya nasıl bir yanlış görüntüyü milyonlara ulaştırabiliyorsa, güzel olanı da aynı şekilde milyonlara ulaştırabilir.
Bu konuda en büyük görev de biz Bursalılara düşüyor.
Bursa’yı biz anlatalım.
Ama öfkeyle değil, gururla…
Bir işletmenin yaptığı yanlış üzerinden değil, Bursa’nın sahip olduğu güzellikler üzerinden…
Çünkü Bursa’nın anlatacak çok daha güzel hikâyeleri var.
Bu festivalin de konuşulmayı hak eden çok daha güzel tarafları var.
Aylarca emek veren insanların emeğine sahip çıkalım.
Organizasyonun güzelliklerini öne çıkaralım.
Bursa’nın mutfağını Türkiye’ye, Türkiye’nin ötesine taşıyalım.
Bir çirkinlik, koskoca bir festivalin önüne geçmesin.
Bir densizliğin, Bursa’nın güzelliklerini gölgelemesine izin vermeyelim.
Çünkü Bursa’nın adı, birkaç dakikalık kötü bir görüntüyle değil; mutfağıyla, kültürüyle, tarihiyle, insanıyla ve misafirperverliğiyle anılmayı hak ediyor.
O yüzden sevgili Bursalılar;
Festivali konuşalım.
Güzelliklerini paylaşalım.
Bursa’nın lezzetlerini anlatalım.
Emeği görünür kılalım.
Ve bu güzel organizasyonun sesini, yaşanan talihsiz olayın sesinden çok daha fazla duyuralım.
Çünkü bu festival Bursa’nın.
Ve Bursa’nın anlatacak çok daha güzel bir hikâyesi var.
