Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İsmail Tastan
İsmail Tastan

Bursa Meclisi Kavgayla Değil, Hizmetle Anılmalı

Büyükşehir Belediye Meclisi’nin görevi nedir?

Bursa’nın ulaşımını konuşmak.

Bursa’nın bütçesini konuşmak.

Bursa’nın suyunu, çevresini, imarını ve geleceğini konuşmak.

Peki ne oluyor?

Genel siyasetin bütün gerilimi, bütün öfkesi ve bütün hesaplaşması yerel meclise taşınıyor.

Sonuç?

Kırk yedi madde görüşülemiyor. Bursa’nın işleri bekliyor, siyasi tartışmalar ise tam gaz devam ediyor.

Buna siyaset denmez.

Buna şehrin zamanını tüketmek denir.

****

Yerel Meclis Parti Mitingi Değildir  

Yerel meclislerde elbette siyasi görüşler dile getirilir.

Ama yerel meclis, genel merkezin kavga alanı değildir.

İktidar temsilcisi de muhalefet temsilcisi de kürsüye çıktığında öncelikle temsil ettiği şehri düşünmelidir.

Çünkü o koltuklarda oturanların görevi, televizyon tartışmalarındaki polemikleri yeniden üretmek değil, Bursa’nın sorunlarına çözüm bulmaktır.

Yerel yöneticiler, genel siyasetin günlük tartışmalarını belediye meclislerine taşıdıkça kaybeden bir parti değil, doğrudan doğruya şehir olur.

****

Söz Ağızdan Çıktığı Anda Sorumluluk Başlar  

Siyaset yapan kişinin sıradan bir vatandaş gibi konuşma lüksü yoktur.

Özellikle makam ve görev sahibi olanlar, ağızlarından çıkacak her kelimeyi tartmak zorundadır.

“Yanlış anlaşıldım.”

“Dil sürçmesiydi.”

“Öyle demek istemedim.”

Bunlar bazen açıklama olabilir.

Ama her zaman çözüm değildir.

Çünkü siyasette yalnızca niyet değil, ortaya çıkan sonuç da önemlidir.

Ahmet Alperen Aydın’ın Büyükşehir Meclisi’nde sarf ettiği sözler partisini, yöneticilerini ve siyasi arkadaşlarını savunma yapmak zorunda bırakıyorsa ortada kişisel sınırları aşan bir sorun var demektir.

Bu durumda yapılması gereken, meseleyi günlerce uzatmak değildir.

Yapılması gereken, sorumluluğu üstlenmektir.

Bedeli partiye, parti yöneticilerine ve teşkilat tabanına ödetmek yerine konuşan kişinin gereğini yapması gerekir.

****

Görevden Ayrılmak Kaçmak Değil, Sorumluluktur

Ahmet Alperen Aydın, görevden affını isteyerek partisinin ve yöneticilerinin elini rahatlatmalıdır.

Bunu bir teslimiyet olarak görmemek gerekir.

Tam tersine…

Bazen istifa etmek ya da görevden çekilmek, siyasi sorumluluğun en açık göstergesidir.

Söylenen bir sözün siyasi faturası varsa o faturayı başkalarına göndermek doğru değildir.

Parti ödememeli. Başkan ödememeli. Teşkilat ödememeli. Bedeli, sözü söyleyen kişi üstlenmelidir.

Üstelik bu tavır yalnızca partisini korumaz.

Kendisini de korur.

Mesele uzadıkça Ahmet Alperen Aydın’ın gelecekteki siyasi hedefleri de bu tartışmanın gölgesinde kalacaktır.

Bugün atılacak sorumlu bir adım, yarın karşısına sürekli çıkarılacak bir tartışmanın önünü kesebilir.

****

Şahin Biba Neden Bu Tartışmanın Bedelini Ödesin?

Bu tartışma nedeniyle Başkan Vekili Şahin Biba’nın İl Başkanı Davut Gürkan’nın ve Teşkilatının yıpratılması da doğru değildir.

Bir kişinin sözleri üzerinden parti yöneticilerinin hedef haline getirilmesine izin verilmemelidir.

Ahmet Alperen Aydın’ın yapması gereken, yöneticilerini kendisini savunmak zorunda bırakmak değil, onların üzerindeki baskıyı ortadan kaldırmaktır.

Siyasi arkadaşlık, sorumluluğu başkasının omzuna bırakmak değildir.

Siyasi arkadaşlık, gerektiğinde öne çıkıp “Bu söz bana aittir, sorumluluk da bana aittir” diyebilmektir.

Mudanya Belediye Başkanı Deniz Dalgıç da dahil olmak üzere herkes bu konuda aynı hassasiyeti göstermelidir.

****

Dine Hakaret, “Komedi” Diye Paketlenemez

Meselenin bir başka boyutu daha var.

Bir komedyenin stand-up gösterisinde İslam’ı, dini değerleri ya da insanların kutsallarını alaya alması görmezden gelinmemelidir.

Burada ölçü nettir:

Eleştiri başka şeydir.

Mizah başka şeydir.

İnsanların inancını aşağılamak, kutsalları küçümsemek ve milyonlarca insanı incitecek ifadeleri “ifade özgürlüğü” ambalajıyla sunmak başka şeydir.

İfade özgürlüğü, başkasının inancını aşağılamanın sınırsız ruhsatı değildir.

Bugün İslam’a yönelik bir aşağılamaya sessiz kalanlar, yarın başka bir inanca, kimliğe ya da toplumsal değere saldırıldığında söyleyecek söz bulamazlar.

Bu nedenle konuya parti gözlüğüyle bakılmamalıdır.

İktidarıyla muhalefetiyle herkes aynı yerde durmalıdır.

Bir tarafın sevdiği kişiye yapılan saldırıya tepki gösterip diğer tarafın kutsalına yönelen saldırıyı “mizah” diye savunmak samimiyetsizliktir.

İnançlara saygı, siyasi aidiyete göre değişen bir ilke olamaz.

****

Üslup Sorunu Bir Partinin Değil, Meclisin Sorunudur

Büyükşehir Meclisi’nde açık bir üslup sorunu var.

Bu sorun yalnızca bir kişiye ya da bir partiye yüklenerek çözülemez.

Bütün partiler bir araya gelmeli.

Ortak bir siyasi nezaket zemini oluşturmalı.

Hakaretin, kişiselleştirmenin, dini ve toplumsal değerler üzerinden gerilim üretmenin önüne geçmelidir.

Çünkü bir belediye meclisinde seslerin yükselmesi, şehrin sorunlarının çözüldüğü anlamına gelmez.

Çoğu zaman tam tersidir.

Ses yükseldikçe Bursa’nın gündemi kayboluyor. Tartışma büyüdükçe vatandaşın bekleyen işi erteleniyor.

47 maddenin görüşülememesi, bu kavganın soyut bir siyasi tartışma olmadığını gösteriyor.

Ortada Bursa’ya kesilmiş somut bir fatura var.

****

Meclis Bursa Halkından Özür Dilemeli

Bu noktadan sonra herkesin bir adım geri atması gerekiyor.

Sözleriyle tartışmayı başlatanlar sorumluluk almalı.

Partiler, meclis kürsüsünü genel siyasetin hesaplaşma alanına çevirmekten vazgeçmeli.

İnsanların inançlarını inciten ifadeler açık biçimde reddedilmeli.

Ve Büyükşehir Belediye Meclisi, çalışması gereken maddeleri tartışmalar yüzünden görüşemediği için Bursa halkından özür dilemelidir.

Çünkü o salon hiçbir partinin özel mülkü değildir.

O kürsü kişisel öfke boşaltma kürsüsü değildir.

O meclisin sahibi Bursa halkıdır.

Bursa, siyasetçilerin birbirine laf yetiştirmesini değil, kendisine hizmet edilmesini bekliyor.

Mesele aslında bu kadar basit.