Trump arabuluculuğunda, Azerbaycan ve Ermenistan liderleri, başkent Washington’da bir araya geldi.
Sonuç: Taraflar, barış anlaşmasını imzaladı.
Bu, kağıt üzerindeki basit bir imzadan ibaret değil.
Bu adım, Azerbaycan’ın 44 günlük Vatan Muharebesi ile sahada elde ettiği kazanımların, masada tescillenmesi anlamına geliyor.

Bir anlamda, Güney Kafkasya’daki güç dengeleri yeniden yazılıyor.
Ve unutmayalım; iki devlet, tek millet şiarı bu masanın en önemli manevi dayanağı.
Ancak…
Her tarihi adım gibi bunun da bir bedeli, bir riski var.
Barış anlaşması, savaşın yaralarını sarmak için önemli bir fırsat olsa da, stratejik hatalar zincirine dönüşmemesi gerekir.
Çünkü bu masadan kalkıldığında, atılan imzanın kime ne kazandırdığı ya da ne kaybettirdiği sorusu günlerce tartışılacak.

“Aliyev’in bu imzası, Ermenistan’ı rahatlatır, Türkiye’yi ise zayıflatır” yorumları yapanlar…
Ve elbette, “Bu işin arkasında başka hesaplar var” diyenler…
Türkiye cephesinde ise imza sonrası sosyal medya adeta yangın yerine döndü.
“Kardeş bildiğimiz, dertleriyle dertlendiğimiz Azerbaycan, kardeş bildiği Türkiye’ye yanlış yaptı” diyenler…
Tepkiler çığ gibi büyüdü.
Ve…
Üstelik bu anlaşmanın hemen ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’i arayarak tebrik etmesi ve Türkiye Dışişleri Bakanlığı’nın, anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını bildirerek, kalıcı barış yolunda Washington’da ortaya konan iradeyi desteklediklerini açıklaması dikkat çekti.
Kimi vatandaşlar, “İki devlet, tek millet” inancına zarar gelmemesi gerektiğini vurgulasa da, atılan imzanın zamanlaması ve içeriği konusunda soru işaretlerini dile getirdi.
Ankara tarafından karşılık gören bu konuya vatandaş neden tepki gösterdi, onu da ilerleyen zamanda bekleyip göreceğiz.

Peki gerçek ne?
Bu anlaşma Türkiye’ye zarar mı getirir, yoksa fayda mı sağlar?
Kısa vadede; diplomatik tansiyonun düşmesi, bölgedeki sıcak çatışma ihtimalini azaltır. Türkiye’nin enerji, ticaret ve ulaştırma projeleri için daha istikrarlı bir zemin oluşur.
Ama uzun vadede; imzanın satır aralarına gizlenmiş maddeler, eğer Türk Dünyası lehine çevrilemezse, Kafkasya’da Türkiye’nin manevra alanı daralabilir.
O yüzden meseleye “Aliyev yanlış yaptı” ya da “Aliyev haklı” basitliğinde bakmak kolaycılık olur.
Bu süreci yönetecek olan Ankara’dır.
Masa başındaki denklemi, sahadaki kazanımlara dönüştürecek strateji üretmek…
Ve o stratejiyi hayata geçirirken, kardeşlik hukukunu zedelemeden, milli çıkarları korumak…
İşte asıl mesele bu.

Bu imza, tarihe “Kafkasya’da yeni dönemin kapısı” olarak geçebilir.
Ya da… “Yanlış hesap, doğru masadan döner” cümlesinin ders konusu olur.
Tercih, atılacak sonraki adımlarda saklı.
Ve bu tercih, iki devlet, tek millet ruhunu güçlendirecek adımlarla anlam kazanmalı.
