Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
İsmail Tastan
İsmail Tastan

Onu Hazmedemediler Çünkü Bir Devrin Ezberini Bozdu

Bir insan düşünün…

Aradan yıllar geçiyor, devir değişiyor, kuşaklar değişiyor; ama adı hala birilerini rahatsız etmeye yetiyor.

Çünkü Şule Yüksel Şenler, sadece kendi hayatını yaşamadı.

Bu ülkenin en sert zihniyet kavgalarından birinin tam ortasında, dimdik duran bir iz bıraktı.

Bugün onun hayatını anlatan bir yapım ekrana gelir gelmez koparılan gürültüye bakınca insanın aklına ister istemez şu soru geliyor:

Bir kadından bu kadar korkulur mu?

Evet.

Korkulur.

Çünkü Şule Yüksel Şenler, sadece yazan bir kadın değildi.

Sadece konferans veren bir hatip değildi.

Sadece “Huzur Sokağı”nın yazarı değildi.

O, bir dönemin dayatılmış kalıplarını çatlatan kadındı.

Başını örttüğü için değil sadece.

Başını örttükten sonra susmadığı için.

Evinin köşesine çekilmediği için.

Anadolu’yu dolaştığı için.

Genç kızlara, “İnancınızla da okuyabilirsiniz, konuşabilirsiniz, yazabilirsiniz, var olabilirsiniz” dediği için.

Asıl rahatsızlık buradaydı.

Çünkü o yıllarda makbul kadın tarifi belliydi.

Nasıl giyineceği belliydi.

Neye inanacağı belliydi.

Nerede duracağı belliydi.

Şule Yüksel Şenler bu ezberi bozdu.

Hem de bağırmadan.

Hem de hoyratlaşmadan.

Hem de kendi zarafetinden vazgeçmeden.

Onun mücadelesi bana hep şunu düşündürür:

Bazı insanlar slogan atmaz, hayatlarını slogana dönüştürür.

Şule Yüksel Şenler de öyle yaptı.

Yazdı.

Konuştu.

Yargılandı.

Hapse girdi.

Dışlandı.

Hedef gösterildi.

Ama geri adım atmadı.

Çünkü onun meselesi kişisel bir inat değildi.

Bir varoluş meselesiydi.

Bir kadının inancıyla kamusal alanda görünür olma meselesiydi.

Bugün dönüp baktığımızda başörtüsü yasaklarının, üniversite kapılarında ağlayan kızların, ikna odalarının, ayrımcılıkların nasıl bir toplumsal yara bıraktığını daha net görüyoruz.

Şule Yüksel Şenler, o yaranın daha en başında ses verenlerden biriydi.

Bu yüzden unutulmadı.

Bu yüzden sevilmesi de sert oldu.

Ona duyulan öfke de sert oldu.

Çünkü bazı çevreler için Şule Yüksel Şenler’ın temsil ettiği şey, bir kişinin hikayesinden büyüktü.

O, yıkılan bir ideolojik duvarın ilk çatlaklarından biriydi.

Bugün onun hayatını anlatan bir yapımın yeniden tartışma çıkarması da bundan.

Mesele dizi değil.

Mesele oyuncular değil.

Mesele sanat da değil.

Mesele şu:

Türkiye değişti.

Ve bu değişimin hafızasında Şule Yüksel Şenler’in adı var.

Birileri bu adı hala hazmedemiyor.

Çünkü Şule Hanım, onlara sadece geçmişi hatırlatmıyor.

Kaybettikleri kültürel tahakkümü de hatırlatıyor.

Ben Şule Yüksel Şenler’e baktığımda şunu görüyorum:

Kırılgan ama dirençli bir kadın.

Zarif ama sarsıcı bir kalem.

İnancını saklamayan ama kimseye de hoyratça dayatmayan bir mücadele insanı.

Ve en önemlisi…

Kendi çağının baskılarına teslim olmayan bir şahsiyet.

Bugün onun ardından söylenen çirkin sözler, aslında onu küçültmez.

Tam tersine büyütür.

Çünkü bazı hakaretler vardır.

Söyleyeni anlatır.

Hedef aldığı kişiyi değil.

Şule Yüksel Şenler’in hikayesi hala konuşuluyorsa…

Hala bazılarını rahatsız ediyorsa…

Hala yeni kuşaklarda merak uyandırıyorsa…

Demek ki o meşale sönmemiştir.

Sadece el değiştirmiştir.

Ve belli ki…

Bazı karanlıklar, o meşalenin ışığından hala rahatsız.

Ruhu şad mekanı cennet olsun