a

Türk Devletleri Teşkilatı ve Küresel Güçler

Türk Devletleri Teşkilatının ismi bile bölgesel ve küresel güçleri tedirgin etmeye yetmiştir. İlk tepki Rusya dış işleri bakanı Lavrov’dan geldi.

12 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleşen sekizinci zirve Türk Dünyası için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu zirvede alınan tarihi bir kararla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) ismi Türk Devlet Teşkilatı olarak değiştirildi. Bu durum sadece bir isim değişikliği ötesin yeni bir paradigma anlamına gelmektedir.

Karabağ zaferinin yarattığı sinerji ile Türk Devletleri daha yakın bir işbirliği içinde olmak yönünde iradelerini ortaya koymuş ve güçlü birliktelik için çok farklı alanlarda işbirliği için yeni yol haritası belirlemişlerdir. Burada dikkat çekici bir husus da ilk kez Türkiye dışında diğer üye ülkelerin resmi bir şekilde kendilerini “Türk” olarak ifade etmeleri olmuştur.

Türk Devletleri Teşkilatının ismi bile bölgesel ve küresel güçleri tedirgin etmeye yetmiştir. İlk tepki Rusya dış işleri bakanı Lavrov’dan geldi. Bu Birliği kültürel birliktelikten ileri gitmemesi ve bilhassa ortak askeri bir gücün oluşturulması yönünden herhangi bir adım atılmaması uyarısında bulundu. Bu temenninin ardı arkası kesilmedi.

İlk önce bu Birliğin en güçlü ülkelerinde Orta Asya’nın istikrar merkezi olarak bilinen Kazakistan’a gözdağı verildi. Ülkede yapılan propaganda sonucu sivil halk ayaklandırıldı. Bu ayaklanma ülkenin milli güvenliği tehlikeye sokacak boyuta gelince Kazakistan Kolektif Güvenlik Teşkilatından yardım istemek zorunda bırakıldı. Böylece bir taraftan Türk Birliğinin en önemli savunucularından biri olan Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev itibarsızlaştırıldı hem de Bölgenin istikrarı Rusya’nın sağlayabileceği mesajı verildi.

Kazakistan’da olaylar devam ederken Özbekistan’a açık açık uyarılarda bulunuldu. Ya Rusya’nın patronluğu kabul edersiniz ya da başınıza geleceklere hazır olun yönünde tehditleri savruldu. Özbekistan bu tehditlere boyun eğmeyince ülkede Karakalpakistan üzerinde yeni bir oyun sergilendi. Karakalpakistan’da ayaklanma çıkarıldı. Şükür ki bu her iki olay da kardeş cumhuriyetlerde ciddi kırılmalara yol açmadı.

Bu olaylarla Kazakistan ve Özbekistan sarsıldı ama ayakta kalmayı becerebildi. Bu oyun tezgahından Türk Dünyasının coğrafi ve ekonomik yönden küçük kardeşleri Kırgızistan da payını aldı. Rusya savunma bakanının Tacikistan’da olduğu esnada sınırı meselesi bahane eden Tacikistan, Kırgızistan’a saldırıda bulundu. Bu saldırının arkasında Rusya’nın oluru yanında Çin ve İran’ın izleri de bulunmaktaydı.

Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri bu olaylar karşısında geri adım atlayıp, daha sıkı bir işbirliği yönünde iradelerini ortaya koydular. Özellikle Azerbaycan’ın girişimleri sonucu Azerbaycan ile Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan arasında önemli görüşmeler gerçekleşti. Bilhassa orta koridor ve enerji alanında işbirliği konusunda somut adımlar atıldı. Bu olumlu gelişmeler Batı dünyasını ve ABD’yi tedirgin etti.

Türkiye’nin Türk Devletleri üzerinde etkisinin artmasını kendileri için olumsuz bir gelişme olacağı yönündeki fikirler açık açık dile getirildi. Bu konuda harekete geçilmesi gerekiyordu. O nedenle birkaç koldan harekete geçtiler. ABD başta PKK, PYD-PYG terör örgütlerini açık açık desteledi. Bu terör örgütlerini stratejik ortak olarak ilan etti. Suriye’de Türkiye’yi köşe sıkıştırarak bedel ödettirmek yoluna gitti. Bununla da yetinmedi, Yunanistan’ı cesaretlendirerek Türkiye’ye saldırttı.  Sadece Türkiye’ye bedel ödettirmek yetmiyordu.

Türkiye’nin stratejik ortağı ve Karabağ Zaferinden sonra Orta Asya Türk Devletlerine rehberlik eden Azerbaycan’ı da sıkıştırmak için mağlup ülke Ermenistan’ı yeniden kullanmaya çalıştılar. Üçlü Mutabakat Metni imzalayan ve kesin sözleşmenin imzalamasına ramak kaldığı bir süreçte Rusya’da yeterince destek alamayan Ermenistan’ı yeni vaatlerle provokatif eylemlere sevk ettiler.

10 Kasım mutabakatından bu yana ufak tefek sürtüşmelerle provokatif hareketlerde bulunan Ermenistan, 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede farklı noktalarda Azerbaycan sınır güvenlik noktalarına saldırıda bulunarak 71 Azerbaycan askeri şehit etti. Saldırının hemen ardında sanki saldırıyı düzenleyen Azerbaycan’mış gibi Fransa konuyu BM’ye taşıdı. ABD ise Azerbaycan’ın saldırıyı hemen durdurması yönünde açıklamada bulundu. Batı medyası ise yeni bir Türk coğrafyasının oluşturulması için Türkiye-Azerbaycan’ın Ermenistan’ı haritada silmek istedikleri yönünde tezvirata bulundular. Komşu İran’ın da bunlarda kalır bir tarafı olmadı.

Karabağ savaşı sonrası oluşun yeni jeopolitik durum Türk milliyetçiliğini canlandırılmasında endişelenen İran, Ermenistan tezlerine açık açık destek verdi. Diğer taraftan 16 Eylül tarihinde yeniden Tacikistan ile Kırgızistan sınır bölgesinde çatışmalar alevdi. Bölgede tansiyonun yükselmesinde sınır sorunu yanında İran ve Çin etkisi de dile getirilmektedir. Böylece Türk Devletleri Teşkilatı tüm üye ülkelere yönelik fiili olayları oluşturuldu.

Peki ne yapılmalı? Kanaatimce tüm bu saldırılar kurulan Türk Devleti Teşkilatı’nın ne kadar önemli bir oluşum olduğuna karine teşkil etmektedir. Öncelikle Türk Devleti Teşkilatı üye ülkelerin kararlılıkla işbirliği imkanlarını artırmaları ve 2040 vizyon planını hayata geçirmelerini gerekmektedir. Bununla birlikte söz konusu ülkelerin muhatap kaldıkları sorunları kendileri çözmeleri için askeri oluşumlar da dahil olmak üzere bir takım stratejik oluşumlar için ciddi irade ortaya koymaları elzemdir.

Bölgesel ve küresel güçlerin tüm engellemelerine rağmen Türk Coğrafyasında önü alınmaz çok önemli gelişmeleri söz konudur. Bu gelişmeler doğal seyir içinde de olsa tekemmüle erecektir. Birileri istemeler de…

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

Burkay’ın ufku ve BTSO vizyonu!