Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Diğdem Kural Keskin

Takıntının Gölgesi

Günümüz insanı belki de tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar bilgiye ulaşabiliyor; fakat aynı zamanda hiçbir dönemde olmadığı kadar zihninin içinde kayboluyor. Telefon ekranında başlayan küçük bir belirsizlik, dakikalar içinde büyük bir kaygıya dönüşebiliyor. “Mesajı neden geç gördü?”, “Ya yanlış karar verirsem?”, “Ya başıma kötü bir şey gelirse?”… Zihin, cevabı olmayan soruların peşinden koşarken kendine görünmez bir labirent inşa ediyor.

Sigmund Freud, insan davranışlarının önemli bir kısmının bilinçdışı süreçlerden beslendiğini söylerdi. Ona göre bastırılmış korkular ve çatışmalar farklı şekillerde gün yüzüne çıkabilirdi. Bugün ise o korkuların üzerine bir de dijital çağın hızını ekledik. Eskiden insan gün boyunca yalnızca kendi düşünceleriyle baş başa kalırken, şimdi her an yeni bir bildirim, yeni bir karşılaştırma ve yeni bir belirsizlikle karşılaşıyor.

Takıntıların temelinde çoğu zaman kontrol arzusu yatar. İnsan geleceği bilmek, sevdiklerini kaybetmemek, hata yapmamak ister. Ancak hayatın en temel gerçeği şudur: Her şeyi kontrol etmek mümkün değildir. Takıntı tam da bu noktada ortaya çıkar; belirsizliği kabul etmek yerine onu tekrar tekrar düşünerek çözmeye çalışır. Ne var ki zihnin aynı kapıyı yüz kez çalması, içeriden yeni bir cevap geleceği anlamına gelmez.

Modern psikoloji bize kaygının düşman değil, bir uyarı sistemi olduğunu söylüyor. Sorun, bu sistemin sürekli alarm vermesidir. Sürekli çalışan bir alarm nasıl yaşamı çekilmez hale getirirse, sürekli çalışan bir kaygı da insanın enerjisini tüketir.

Belki de bugün ihtiyacımız olan şey, her düşünceye inanmak yerine onu yalnızca bir düşünce olarak görebilmektir. Çünkü zihinden geçen her ihtimal bir gerçek değildir. Bazen ruh sağlığının en önemli göstergesi, cevabı olmayan sorularla yaşayabilme cesaretidir. Hayatın huzuru çoğu zaman kesinlikte değil, belirsizliği kabullenebilmekte saklıdır.