TBMM’de kurulan ‘Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ hakkında Mehmet Uçum’un paylaştığı mesaj, bu adımı “tarihi bir dönemde yeni bir sayfa” olarak nitelendirdi. Uçum’un ifadesi şu şekilde öne çıktı: DEMOKRATİK SİYASET VE TARİHİ FIRSAT!

Terörsüz Türkiye yolunda, komisyonun kuruluşunun yüzde yakını temsiliyle gerçekleşmesi olağanüstü bir önem taşıyor. Komisyon, aktüel siyaset çekişmelerinden çok; genel siyasetin ortak ihtiyaçlarına odaklanacağına dair inancı güçlendiriyor. Mehmet Uçum, komisyonun asıl yaklaşımını Devletin genel işleyişine dair stratejik hususlara yönelmesi gerektiği yönünde vurguluyor: Devletin genel işleyişi üzerinden bakılarak konu ele alınırsa, elde edilecek sonuçlar daha kapsayıcı ve verimli olabilir.

Dolaylı olarak tüm partilerin demokratik genel siyaset odaklı yaklaşması, aktüel parti siyaseti yerine ortak ihtiyaçlara yönelmesi halinde, rekabetin yerini işbirliği ve fikir birliği alabilir. Komisyonun nitelikli çalışmaları, raporları ve TBMM’nin icrai fonksiyonları için vereceği tavsiyeler, Cumhuriyetin kuruluşunun tamamlanmasına tarihi bir katkı sağlayabilir. Bu doğrultuda TBMM için güçlü bir hazırlık ve geniş mutabakat hedefi öne çıkıyor.
“BU BÜYÜK GÖREVİ FİKRİ PROVOKASYONLAR İLE KÜÇÜK HESAPLARA HEBA ETMEMEK…” ifadesiyle yürütülen çalışmalar, temsil siyaseti yerine halkın genel ve ortak taleplerinin öne alınması gerektiğini hatırlatıyor. Komisyonun, halkın fikri sözcüsü olma yaklaşımıyla hareket etmesi durumunda daha yüksek verim elde edebileceği vurgulanıyor.

İlk toplantı, Türk Milletinin kapsayıcılığını ve Türkiye halkının çeşitliliğini esas alarak Devlet-Millet bütünleşmesi perspektifine uygun bir çalışma hedefi ortaya koydu. “TÜRK YERİNE TÜRKİYELİ DENMEK İSTENİYOR” söylemiyle başlayan tartışmalar, büyük görevin önüne çıkarılan engeller olarak görülmemeli; bu meydan okumalar, milletin birliğini güçlendirmek için birer fırsat olarak kabul edilmelidir.
Mehmet Uçum’un yeni anayasa konusundaki referandum şartı, bölgede Türklerin, Kürtlerin ve Arapların birliğine dair Kardeşlik Manifestosu’nun siyasi ümmetçilik olarak yaftalanmasına karşı uyarı niteliğindedir. Fikirleri atmosferine yönelik eleştiriler, Türkiye’nin çeşitliliğini gözeten bir milli birlik vurgusunu zayıflatmamalıdır. Lozan tartışması gibi konular devlet gündeminde yer almadığı halde provokatif iddiaların getirilmesi, oportünizmin işaretleridir.
“AÇIK YA DA GİZLİ YAPILAN HİÇBİR İÇ VE DIŞ OPERASYONA İZİN VERMEZ” ifadesiyle eleştirilerin yol gösterici olması gerektiği belirtildi. Yapıcı uyarıların önce olumlu adımlarla desteklenmesi ve ardından risklere dikkat çekilmesi, sürece katkı sağlar. AKP ve DEM Parti arasındaki PKK çatlağı konusu ise, taraflar arasında yapıcı bir yaklaşım ile çözüme odaklanılması gerektiğini gösteriyor.
Sonuç olarak Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, Türkiye’nin yükselişe geçecek olan tarihsel dönemin başlangıcında önemli bir rol üstlenmeye adaydır. Komisyonun, her türlü provokasyona karşı durması ve Türkiye karşıtı girişimlere karşı güçle ilerlemesi öngörülüyor.
