
Uzman Psikolog Diğdem Keskin
Eskiden insanlar daha çok fiziksel olarak yorulurdu. Bugün ise bedenimizden çok zihnimiz yoruluyor. Üstelik çoğu zaman hiçbir şey yapmamış gibi hissetsek bile…
Sabah gözümüzü açar açmaz telefonumuza bakıyor, onlarca mesaj, haber ve bildirim arasında güne başlıyoruz. Gün boyunca işimizi yaparken bir yandan geleceği düşünüyor, geçmişe takılıyor, yetişemediğimiz işleri zihnimizde tekrar tekrar yaşıyoruz. Akşam olduğunda ise bedenimiz değil, zihnimiz dinlenmek istiyor.
Ünlü psikiyatrist Viktor Frankl şöyle der:
“İnsan, koşulların değil; o koşullara verdiği anlamın ürünüdür.”
Aslında bizi yoran çoğu zaman yaşadıklarımızdan çok, yaşadıklarımıza yüklediğimiz anlamlardır. Sürekli güçlü görünmeye çalışmak, herkesi mutlu etmek, hata yapmaktan korkmak ve kendimizi başkalarıyla kıyaslamak zihnimizde görünmez bir yük oluşturur.
Bir danışanım seans sırasında şöyle demişti:
“Hocam, bütün gün çalışıyorum ama asıl yorgunluğum işten değil; sürekli her şeyi düşünmekten.”
Bu cümle, günümüz insanının ruh hâlini özetliyor.
Kendinize bugün küçük bir soru sorun:
“Beni gerçekten yoran şey yaptıklarım mı, yoksa durmadan düşündüklerim mi?”
Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla çalışmak değil; biraz yavaşlamak, nefes almak ve kendimize karşı daha anlayışlı olabilmektir.
Çünkü dinlenmek sadece uyumak değildir. Bazen dinlenmek; zihni susturabilmek, “yeterince yaptım” diyebilmek ve kendine izin verebilmektir.
Unutmayın; ruhun da dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Uzman Psikolog Diğdem Keskin
