a

İki Kutuplu Dünya Düzenine Geri Mi Dönülüyor?

ABD tarafından zikredilen yenidünya düzeni, ABD’nin kötü yönetimi ve beceriksizliği yüzünde tek kutuplu bir düzüne hüsranla sonuçlanmıştır.

Sovyetler Sosyalist Cumhuriyetler Birliği ile Amerika Birleşik Devletleri eksenli kurulan ve uzun sayılan bir dönemi kapsayan iki kutuplu dünya düzeni, SSCB’nin dağılması ile birlikte sona ermiş, ABD eksenli tek kutuplu dünya düzeni oluşmuştu. Böylece “ABD Yüzyılı” diye adlandırabileceğimiz yeni bir dünya düzeni kurulmuştur.

ABD tarafından zikredilen yenidünya düzeni, ABD’nin kötü yönetimi ve beceriksizliği yüzünde tek kutuplu bir düzüne hüsranla sonuçlanmıştır.

Başkan bir ifadeyle “Amerikan Yüzyılı” diye ilan edilen bu dönemde ABD, tek kutuplu düzeni kurmada başarısız olmuş ve Koalisyonlar Dönemi” olarak da zikredilen çok kutuplu yeni bir dönem oluşmuştur.

Bilindiği üzere 2. Dünya Savaşı sonrasında ABD, bir yandan Truman Doktrini’ni ve Marshall Planı’nı uygulamaya koyarak SSCB’yi çevreleme politikası uygulamış, diğer yandan Sovyet istila tehdidine karşı Avrupa’yı koruyabilmek için yeni bir kolektif savunma esasına dayalı ittifak oluşturmuştu.

Böylece soğuk savaş dönemi olarak da adlandırılan iki kutuplu dünya düzeninde ABD eksenli ülkelerin güvenliğini garantörü olarak kurulan NATO, soğuk savaş sonrası değişen güvenlik ortamında yaşadığı dönüşüm ve yeni misyonlar çerçevesinde görev alanlarını güncellemiştir.

İki kutuplu sistem içinde sınırları belli olan tehdit unsurları Soğuk Savaş sonrası dönemde farklı güvenlik ve tehdit algılarının ortaya çıkmasıyla belirsizleşmiş ve yenidünya düzeni içinde askeri güvenlik odaklı yaklaşımın sınırları genişletilerek; ekonomik, siyasi ve çevresel güvenlik tehditleri de eklenmiştir.

Bu kapsamda NATO’nun terörle mücadele, Afganistan işgali, Arap Baharı, Suriye ve Ortadoğu’da DAEŞ ve al-Nusra gibi radikal grupları gerekçe göstererek kendisine müdahale alanları açması Putin sonrası gücünü toparlayan Rusya Federasyonu’nunda rahatsızlığa neden olmaktaydı. NATO’nun bu geniş çaplı müdahalesi konusunda Avrupa Birliği ülkeleri aynı fikirde değildiler.

Aslında NATO bölgesel bir koruma şemsiyesinden ziyade ABD çıkarlarına hizmet eden bir kuruma dönüşmüştü. Çoğu olaylara karşı da beklenen reaksiyonu göstermemekteydi. O Nedenle NATO’nun etkinliği konusunda üye ülkeler ciddi bir güven bunalımı söz konusuydu. Bu konuyu en yüksek sesle Fransa, “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşmiştir” şeklinde dilendirmiştir. Ayrıca Fransa tarafından AB Ordusu kurulması hususunda da talepler bulunmaktaydı.

Özetle NATO üyelerinde bir güvensizlik söz konusuydu. Bu eksende de AB ülkeleri gidere ABD’den uzaklaşmaktaydılar.

AB’nin diğer ABD’den uzaklaşması hatta ABD’den bağımsız bir yapı kurmaya doğru gitmesi uzun dönemde ABD çıkarına uygun gelmemekteydi.

Bu durumdan ABD derin devleti pek memnun değildi. ABD derin devleti yeniden soğuk savaşı döneminde olduğu gibi ABD eksenli yeni bir blok yaratmanın peşindeydi.

Bunun için alt yapı çalışmaları devam etmekteydi. Derin devlet ile işbirliği içinde olan Jeo Biden’inbaşkanlığa seçilmesiyle bu proje uygulamaya konuldu.

Bu projenin gerçekleşmesi için de uluslararası ilişkilerde bir araç olan “güvenliksizleştirme” yaklaşımına başvuruldu. Kopenhag Okulunda Ole Waever tarafından ortaya atılan “güvenliksizleştirme” yaklaşıma göre, Waever tarafından ortaya konan güvenlikleştirme kavramı “söylem analizlerine” dayanan bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre güvenliğin olması için tehdidin olması gerekmektedir. Bu nedenle kimi zamanlar söylemler aracılığıyla suni tehditler yaratılmaktadır.

Diğer bir anlatımla güvenlik alanına girmeyen bir olay, olgu ya da durum güvenlikleştirilmektedir. Böylesi bir davranış politik gereklilikler sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu tarz güvenlikleştirme girişimleri kimi zaman başarıyla kimi zaman da başarısızlıkla sonuçlanmaktadır.

ABD derin devleti tarafından ilmek ilmek işlenen bu yaklaşım Rusya tehdidi üzerinde tesis edilmiştir. Batının ABD tarafından kontrol altına alınması için Rusya’nın ciddi bir tehdit haline gelmesi gerekiyordu.

Burada Çağdaş Çar olmak hayalinde olan Putin’in kişiliği de bu amacın tesisine hizmet etmekteydi. Bu nedenle başlangıçta Rusya’nın şovanistfaaliyetlerine ses çıkartılmadı.

Rusya’nın Gürcistan’a müdahalesi ve Kırım’ı ilhakı konusunda güçlü bir tepki göstermedi. Bile bile Ukrayna Rusya’nın kucağına atıldı. Rusya’nın göz göre göre Ukrayna’yı işgal hareketi başlatınca da yeterince önlem alınmadı. Ancak burada AB ülkeleri Rusya’nın kendilerini için ne büyük bir tehdit olduğunu algıladı.

İşgal öncesi Rusya konusunda görüş ayrılığı içinde olan AB ülkeleri, işgal sonrasında tam bir görüşbirliği içine girdiler. Tekrar NATO’nun şemsiyesi altında birleştiler. NATO’nun daha güçlenmesi için ciddi adımlar atıldı. Rusya’yı siyasal, sosyal ve ekonomik açıdan Batı’dan izole edilmesini doğuracak yaptırımlar hayata geçti. Rusya, Ukrayna işgalinde başarılı olsa da olmazsa da artık Batı’dan izole edilmiş bir ülkedir. Batı için tehdittir.

Batı dış politikada ABD yörüngesine girmiştir. Sonuç olarak dünya yeniden iki kutupluluğa doğru yol almaktadır. Belki soğuk savaş dönemi başlamazsa bile ılık savaş dönemi başlamıştır. Ama olan Ukrayna’ya oldu. Ukrayna halkı perişan oldu. Savaşın en acı yönü gördü. Ülke harap oldu. ABD, iki kutuplu bir dünya düzeni yaratmak için Ukrayna üzerinden vekâlet savaşı yürütmektedir. Bir söz vardır: Ata tepişirken, fatura taylara çıkar.

Ancak burada Rusya’nın günahsız olduğu anlamı çıkmamaktadır. Çarlık döneminin mirası peşinde olan Rusya, uluslararası hukuku hiçe sayarak pervasızca güce başvurmakta ve insan hakları ayakaltına almaktadır. O nedenle Rusya’nın önü alınmazsa ya da Rusya’nın bu yaklaşımının önüne geçilmezse uluslararası hukuktan söz etmek mümkün olmayacaktır.

ABD’nin güvenliksizleştirme politikası çerçevesinde yarattığı Rus tehditti, gerçek anlamda tüm dünya için tehdit boyutuna gelmiştir.

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Gönderdiğiniz yorum moderasyon ekibi tarafından incelendikten sonra yayınlanacaktır.

Sıradaki haber:

İznik hedefe adım adım yürüyor!