
Hayatta yaşadığımız her olay bizi aynı ölçüde etkilemez. Çünkü çoğu zaman bizi yoran, olayın kendisi değil; ona yüklediğimiz anlamdır. Bir söz, bir ayrılık, bir kayıp ya da bir hayal kırıklığı… Yaşananlar kadar, onları zihnimizde nasıl büyüttüğümüz de acımızı belirler.
Bazen bir insanı olduğundan fazla büyütür, ona gereğinden fazla anlam yükleriz. Beklentilerimiz arttıkça hayal kırıklığımız da büyür. Oysa hiçbir insan kusursuz değildir. Hiç kimse, hayatımızın bütün anlamını taşıyacak kadar büyük değildir.
Geçmişe yüklediğimiz anlam da bizi esir alabilir. Sürekli “Keşke…” diyerek yaşamak, bugünün güzelliklerini görmemize engel olur. Oysa hayat, geriye dönerek değil; yaşananlardan ders alıp yolumuza devam ederek anlam kazanır.
Bu, acıyı yok saymak değildir. Acı gerçektir; fakat onu yıllarca omuzlarımızda taşıyan çoğu zaman zihnimizdir. Kabul etmek, affetmek ve tevekkül etmek ise o yükü hafifletir.
Belki de bazen yapmamız gereken, yaşadıklarımızı değil; onlara yüklediğimiz anlamı yeniden gözden geçirmektir. Çünkü insan, hakikati olduğu gibi görebildiğinde hem kendisiyle hem de hayatla daha barışık yaşamayı öğrenir. Kalbin huzuru da çoğu zaman tam burada başlar: Gerçeği, kurduğumuz düşüncelerden ayırabildiğimiz yerde
