
Her gün televizyon ekranlarında, sosyal medya akışlarında ve dijital platformlarda onlarca şiddet görüntüsüyle karşılaşıyoruz. Cinayetler, saldırılar, okul kavgaları ve canlı yayınlanan şiddet olayları artık birçok genç için sıradan içeriklere dönüşmeye başladı. Oysa insan zihni, özellikle gelişim dönemindeki genç beyni, bu görüntüleri yalnızca izlemekle kalmaz; onları işler, anlamlandırır ve zaman zaman normalleştirebilir.
Son yıllarda haberlerde sıkça yer alan okul içi şiddet olayları, akran zorbalığı görüntülerinin sosyal medyada paylaşılması ve bazı gençlerin yalnızca “beğeni” ya da “izlenme” uğruna tehlikeli davranışları kayda alması, dijital dünyanın etkisini açıkça göstermektedir. Benzer şekilde, dünyanın farklı ülkelerinde yaşanan ve sosyal medyada hızla yayılan okul saldırıları, şiddetin nasıl görünürlük kazandığını ve taklit davranışlarını tetikleyebildiğini yeniden gündeme taşımaktadır.
Elbette şiddetin tek nedeni medya değildir. Aile içi iletişim, ruh sağlığı sorunları, travmalar, sosyal çevre ve eğitim gibi birçok etken bu tabloya katkıda bulunur. Ancak medya, şiddeti sürekli görünür kıldığında gençlerin duyarsızlaşmasına, empati becerilerinin zayıflamasına ve saldırgan davranışların olağan algılanmasına zemin hazırlayabilir.
Bu nedenle çözüm, gençleri teknolojiden tamamen uzaklaştırmak değil; onlara medya okuryazarlığı kazandırmak, eleştirel düşünmeyi öğretmek ve duygularını sağlıklı yollarla ifade edebilecekleri güvenli ortamlar oluşturmaktır. Ailelerin çocuklarıyla izledikleri içerikler üzerine konuşması, okullarda psikoeğitim çalışmalarının artırılması ve medyanın şiddeti sunuş biçiminde daha sorumlu davranması büyük önem taşımaktadır.
Unutmamalıyız ki gençler yalnızca söylediklerimizi değil, sürekli maruz kaldıkları görüntüleri de öğrenirler. Şiddetin en güçlü panzehiri ise sevgi, sağlıklı iletişim, empati ve doğru rol modellerdir.
