Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mehmet Yüce
Mehmet Yüce

TÜRKİYE–ÖZBEKİSTAN İLİŞKİLERİ: SÖYLEMDEN STRATEJİYE, STRATEJİDEN ENTEGRASYONA

Prof. Dr. Mehmet Yüce

Türk Dünyasının belkemiğini oluşturan iki ülke olan Türkiye ile Özbekistan arasındaki ilişkiler, son yıllarda sadece ikili iş birliği çerçevesinde değil, Türk dünyasının bütüncül jeopolitik ve jeoekonomik mimarisi bağlamında yeni bir aşamaya evrilmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu asra Türk Dünyası’nın mührünü vuracağız” söylemi ile Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev’in Türkiye’yi “vazgeçilmez stratejik ortak” olarak tanımlaması, ilişkilerin sembolik düzeyi aşarak kurumsal, stratejik ve ideolojik bir çerçeveye oturduğunu göstermektedir. 

Söylemin Stratejik Anlamı

Uluslararası ilişkilerde lider söylemleri, yalnızca iç kamuoyuna yönelik mesajlar değil; aynı zamanda dış politika yönelimlerini kodlayan stratejik metinlerdir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsmail Gaspıralı’nın “dilde, fikirde, işte birlik” idealine yaptığı güçlü vurgu ve “Türkistan’ın refahına katkı” söylemi, Türkiye’nin Orta Asya’ya bakışının romantik bir tarihsel referansın ötesine geçtiğini göstermektedir. Bu söylem, Özbekistan’ın reformcu dış politikasıyla birleştiğinde, iki ülke arasında medeniyet temelli ama rasyonel çıkarlarla uyumlu bir stratejik zemin ortaya çıkarmaktadır.

Söz konusu yaklaşım, Özbekistan başta olmak üzere Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin son yıllarda izlediği çok vektörlü dış politika anlayışıyla birlikte değerlendirildiğinde daha anlamlı hâle gelmektedir. Nitekim bölge ülkeleri, bir yandan Avrupa Birliği ile ekonomik reformlar, yeşil dönüşüm ve yönetişim alanlarında iş birliğini derinleştirirken; diğer yandan Çin ile Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde altyapı, finansman ve lojistik bağlarını güçlendirmekte, ABD ile ise güvenlik diyaloğu ve stratejik dengeleme kanallarını açık tutmaktadır. Bu tablo, Orta Asya’nın tek bir eksene angaje olmaktan ziyade, jeopolitik dengeleme ve stratejik otonomi arayışı içinde olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda Türkiye’nin söylemi ve izlediği politika hattı, AB, Çin veya ABD ile kurulan ilişkilerden farklı olarak, Orta Asya ülkelerine dışlayıcı olmayan; aksine onların çok yönlü açılım stratejileriyle uyumlu bir ortaklık modeli sunmaktadır. Türkiye, kendisini bu rekabetçi güçler arasında bir alternatiften ziyade, tamamlayıcı ve dengeleyici bir aktörolarak konumlandırmakta; tarihsel-kültürel yakınlığı, kurumsal iş birliği mekanizmaları ve Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesindeki çok taraflılıkla destekleyerek bölge ülkelerinin manevra alanını genişleten bir rol üstlenmektedir.

Dolayısıyla Erdoğan’ın lider söylemi, yalnızca normatif bir birlik çağrısı değil; Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin küresel sistemde artan çoklu angajmanlarını dikkate alan, onların Batı, Çin ve ABD ile ilişkilerini dışlamayan; aksine bu ilişkilerle çelişmeden ilerleyebilen özgün bir jeopolitik entegrasyon vizyonunun ifadesi olarak okunmalıdır. Bu yönüyle Türkiye–Orta Asya hattında geliştirilen söylem ve pratikler, bölge ülkelerinin egemenliklerini ve stratejik otonomilerini güçlendiren, rasyonel çıkarlarla uyumlu ve uzun vadeli bir ortaklık zeminine işaret etmektedir.

2. Stratejik Ortaklıktan Tam Entegrasyona Geçiş

İki ülke ilişkilerin “Kapsamlı Stratejik Ortaklık” seviyesinden tam entegrasyon aşamasına geçmiştir. Bu ifade, klasik diplomatik terminolojide nadiren kullanılan, ancak derin kurumsal eşgüdümü ima eden güçlü bir tanımlamadır. Diğer taraftan Yüksek Düzeyli Stratejik İş Birliği Konseyi toplantılarının yalnızca deklaratif değil, önümüzdeki on yıla yön verecek somut kararlar üretmesi; bu entegrasyonun planlı ve uzun vadeli olduğunu göstermektedir.

3. Ekonomik Boyut: Ticaret Değil Ortak Üretim

İki liderin ekonomik söylemlerinde dikkat çeken temel unsur, sadece ikili ticaret hacmini artırmaya yönelik nicel hedefler değil; üretim, yatırım ve değer zinciri entegrasyonunu esas alan niteliksel bir ortaklık modelinin ön plana çıkmasıdır. Kısa vadede 5 milyar dolar, orta vadede ise 10 milyar dolarlık ticaret hacmi hedeflerinin dile getirilmesi, salt bir hacim artışı beklentisinden ziyade, bu hedeflerin ortak üretim altyapısı, sanayi iş birliği ve doğrudan yatırımlar yoluyla sürdürülebilir biçimde gerçekleştirilmesini amaçlayan stratejik bir vizyona işaret etmektedir. Bu yaklaşım, klasik ihracat-ithalat ilişkilerinin ötesine geçen, karşılıklı bağımlılığı artıran ve uzun vadeli ekonomik entegrasyonu teşvik eden bir model sunmaktadır.

Bu çerçevede lider söylemleri ile savunma, ekonomi ve jeopolitik alanlara ilişkin vurgular birlikte değerlendirildiğinde; Türkiye ile Orta Asya Türk cumhuriyetleri, özellikle de Özbekistan arasındaki ekonomik ilişkilerin ticaret merkezli bir iş birliği aşamasından üretim ve yatırım merkezli stratejik ortaklık aşamasına evrildiği görülmektedir. Türk şirketlerinin sanayi, altyapı, enerji ve lojistik alanlarında üstlendiği projeler ile ortak girişimlerin artması, bu dönüşümün sahadaki somut göstergelerini oluşturmaktadır.

Söz konusu ekonomik söylem, aynı zamanda Orta Asya Türk cumhuriyetlerinin son dönemde Avrupa Birliği, Çin ve ABD ile geliştirdiği çok yönlü ekonomik ilişkiler bağlamında da anlam kazanmaktadır. Bölge ülkeleri, Çin ile altyapı finansmanı ve lojistik bağlantısallık, AB ile kurumsal reformlar ve sürdürülebilirlik gündemi, ABD ile ise yatırım ortamı ve stratejik sektörler üzerinden ilişkilerini çeşitlendirirken; Türkiye ile geliştirilen ekonomik ortaklık, bu dış açılımlarla rekabet eden değil, onları tamamlayan ve yerel sanayi kapasitesini güçlendiren bir nitelik taşımaktadır. Bu yönüyle Türkiye, Orta Asya için yalnızca bir pazar değil; teknoloji, know-how ve ortak üretim imkânları sunan bir ekonomik eş-aktör konumuna yerleşmektedir.

Dolayısıyla, liderler düzeyinde dile getirilen ticaret hedefleri, dar anlamda ekonomik göstergeler olarak değil; Türk dünyasında daha geniş bir jeoekonomik entegrasyon projesinin kilometre taşları olarak okunmalıdır. Bu hedefler, Türk Devletleri Teşkilatı çerçevesinde şekillenen bölgesel iş birliğinin ekonomik ayağını güçlendirmekte; üretim, yatırım ve sanayi temelli ilişkiler üzerinden Türk dünyasının küresel ekonomiyle eklemlenmesini daha dengeli ve dayanıklı hâle getirmektedir.

Bu bağlamda ortaya çıkan tablo, yalnızca ikili ya da bölgesel bir ekonomik yakınlaşmayı değil; aynı zamanda Türkiye’nin Orta Asya Türk cumhuriyetleriyle birlikte, küresel güç merkezleri arasında şekillenen rekabet ortamında rasyonel çıkarlarla uyumlu, sürdürülebilir ve çok katmanlı bir ekonomik ortaklık modeli geliştirdiğini göstermektedir. Bu model, hem hakemli akademik dergilerde teorik analizlere hem de stratejik düşünce kuruluşlarının politika raporlarına konu olabilecek düzeyde, kavramsal derinliğe ve pratik karşılığa sahiptir.

4. Orta Koridor ve Jeopolitik Birlik

“Hazar Geçişli Orta Koridor” vurgusu, Türkiye-Özbekistan ilişkilerinin ikili düzeyi aşarak Avrasya ölçeğinde stratejik anlam kazandığını ortaya koymaktadır. Lojistik kotaların kaldırılması, gümrüklerin dijitalleşmesi ve ulaştırma altyapısının uyumlaştırılması, bu hattı yalnızca bir ticaret güzergâhı değil; jeopolitik bir bağlayıcı eksen hâline getirmektedir.

Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında:

– bölgesel güvenlik,

– Afganistan kaynaklı riskler,

– düzensiz göçle mücadele

konularında istihbarat paylaşımının kurumsallaştırılması, jeopolitik birlik anlayışının somutlaştığını göstermektedir.

5. Eğitim, Kültür ve “Ebedî Kardeşlik” Söylemi

Özbekistan’da Türk üniversitelerinin açılması, ortak kültürel miras projeleri ve eğitim diplomasisi, ilişkilerin yumuşak güç boyutunu derinleştirmektedir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Ebedî Kardeşlik” vurgusu, ilişkilerin yalnızca devlet çıkarlarına değil; ortak kimlik, tarih ve gelecek tasavvuruna dayandığını göstermektedir. Bu boyut, Türkiye–Özbekistan ilişkilerini diğer bölgesel ortaklıklardan ayıran temel unsurdur.

Sonuç: Türk Dünyası İçin Kurucu Bir Eksen

Türkiye–Özbekistan ilişkileri bugün:

• Stratejik söylemle temellendirilmiş,

• Ekonomik ve savunma alanlarında derinleşmiş,

• Orta Koridor üzerinden Avrasya’ya uzanan,

• Türk dünyasında örnek teşkil eden

çok boyutlu bir entegrasyon modeline dönüşmüştür.

Bu bağlamda Türkiye-Özbekistan hattı, yalnızca ikili ilişkilerin değil; Türk Dünyası’nın 21. yüzyıldaki jeopolitik, ekonomik ve kültürel mimarisinin kurucu omurgalarından biri hâline gelmektedir.