KÜTAHYA…
Çok geçmişler olsun canım ülkem.
Yürekler ağızlara geldi.
Bursa’da tam ezan okunuyordu o vakitte.
Yine o “KÜT” diye vuran sesle irkildik.
Sadece hissettik.
Merkezi üssü buralarda olduğunu anlamamak zor olmadı.
Aklımıza ilk gelen BALIKESİR ve KÜTAHYA oldu.
Ve yine yanılmadık.
Merkez üssü KÜTAHYA.
Yine sallandık!
Sallandık!
Sallanıyoruz!
Ve…
Hep sallanacağız.
Alıştık mı sallanmaya?
Korku ve heyecan, kalp atışlarımız endişeyle ve korkuyla hızlı hızlı atmaya başladı.
Bir kaç saat sonra “geçmiş olsun” dedik.
Peki ya yarın?
Öbür gün.
Ve ve veeeeee…
Bir kaç gün unutup sallanınca her yanımızı korku mu sarmıyor peki?
Sarıyor elbette…
Peki bu neyi değiştiriyor?
Hiç!
Kocaman bir hiç var avuçlarımızda.
Ellerimiz, umutlarımız çaresizlikle mi bağlandı yoksa?
Sıkışıp kaldık mı “ha yıkıldı ha yıkılacak” eski binaların arasında.
Yetkililer ne düşünüyorlar bu konuda?
Depremin ardından siyasiler!
Bilirkişiler.
Prof’lar!
Daha kimler kimler ve niceleri…
Bileni de bilmeyeni de, ağzı olan — hatta iyi laf yapanlar da — konuşuyor.
Bilirkişilerden biri çıkıp “Deprem yıkıp geçecek” derken bir diğeri “Artçılar bekleniyor ama yıkım çok olmayacak” diyor.
Peki, ne kadar yıkım olmayacak?
Bir aileden kaç kişi ölecek?
Kaç kişimiz kurtulacak ya da sakatlanacak?
Yıkılan evlerimizin yerine gelen konteynerlerden sonra evlerimiz ne zaman bitecek?
Bu da halkın kendi aralarında konuşmaları.
Çünkü bilirkişiler ile gören kişilere ulaşamamak deprem kadar yıkıcı oluyor.
Sorular…
Sorular…
Cevapsız kalan sorular.
Ve halkı korkutan deprem.
Korkutan depremler değil aslında; eski ve bir çekiç darbesiyle yıkılacak olan binalar.
Marmara sallanıyor.
Ege sallanıyor.
Akdeniz sallanıyor.
Doğu…
Güneydoğu sallanıyor.
Kısacası Doğu’dan Batı’ya sallanıyor Türkiye.
Bu korkutucu sallantılara alışmak mümkün değil elbette.
Korkutan, gelmekte olan ve söylenen “büyük deprem”.
Peki ne olacak?
Belediyelerdeki depremler bir durulursa umarım buna da çözüm bulunur…
Uzun yıllardır iktidarda olan hükümet kesinlikle buna bir çare bulacaktır.
Deprem = Ekonomi?
Sallıyorlar!
Sallanıyoruz.
Sallanmaktayız.
Ve dilime bir şarkı dolanıyor:
YIKILMADIK, AYAKTAYIZ.
Sevgiyle kalın.
Sağlıcakla kalın.
Sallanmak mı, yoksa sallanmamak mı; işte bütün mesele bu…
Bu söz sanki bir şeyleri çağrıştırıyor gibisinden, öyle değil mi?
M& DEV
