Eski televizyon programı The Apprentice’ten gelen ünlü söz, ABD ve ekonomi gündemine damga vurmaya devam ediyor. Donald Trump’ın kovmaca tarzı sadece iş dünyasında değil, görevden alma kararlarında da kendini gösteriyor. Türkiye’deki TÜİK’in ABD karşılığı olan Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun (BLS) başkanı Erika McEntarfer’in Ağustos ayı başında görevden alınması ise farklı bir bağlam taşıyor.

Ocak 2024’te ataması Senato tarafından onaylanan McEntarfer, başkanlık görevinde kalırken eleştiri ya da Cumhuriyetçilere karşı bir muhalefet nedeniyle değil, yalnızca işini yaptığı için görevden alındı. Ağustos başlangıcında yayımlanan iş gücü raporunun ardından bu karar duyuruldu. Rapor, son aylarda beklenenden daha az yeni istihdam yaratıldığını gösteriyordu.
McEntarfer’in görevden alınmasıyla Trump, kendi platformu Truth Social üzerinden rakamları değiştirdiğini iddia etti ve “Onu kovdum” mesajını medyaya yöneltti. IfW’ten Hendrik Mahlkow, rakamlar üzerinde yapılan revizyonların ekonomi için kritik önem taşıdığını belirterek şu yorumu yaptı: “Yeni iş sayısında yapılan önemli bir aşağı yönlü revizyon, önceki tahminleri karşılamadı. Son iki ayda, beklenenden 200 binden fazla iş az yaratıldı ve bu, Trump’ın politikalarının rüzgârı arkasına almadığını gösterir.”

Çalışma İstatistikleri Bürosu’nun güvenilirliği ve etkileri Aygünler, borsalarda düşüşe yol açan bu gelişme ile birlikte, ekonomideki güven sorununu yeniden gündeme taşıdı. Jed Kolko’nun ifadelerine göre, başkanın kovulması ABD ekonomik verilerinin ve istatistik sisteminin bütünlüğüne yönelik kasıtlı bir saldırı olarak görülüyor.
Fed’in görevi tam istihdam sağlamak üzerine kuruludur ve doğru iş gücü verilerine dayanır. Mahlkow’a göre, istatistikler güvenilir olmadığında para politikası da bu güvene göre hareket etmekte zorlanır. “Onlarca yıl boyunca ABD verileri adeta bir altın standart olarak kabul edildi. Şimdi bu imaj sarsılıyor,” diyor.

ABD’nin verilerine güven hâlâ nerede? Artık istatistikler yayınlanmadan önce Trump’ın tepkileriyle karşılaşabiliyor ve bu durum, Verilerin güvenilirliği konusundaki endişeleri artırıyor. Rakamlar gerçeği yansıtmayı sürdürse bile, yatırımcılar için şimdiye kadar benimsenen güven ortamı bozulmuş durumda. IfW uzmanı Mahlkow, “Bu durum, verilerin gerçekten ne kadar güvenilir olduğuna dair soruları gündeme getiriyor. Ancak şu an için net bir sonuca varmak zor” diyor.
Bu belirsizlik, dünya ekonomisini de etkileyebiliyor. Çin’deki rakamlar güven sorunlarını gidermek için farklı yöntemlerle takip ediliyor. Yatırımcılar, ihracat ve ithalat verilerini karşılaştırarak gerçek aktiviteyi çıkarmaya çalışıyor. ABD’deki veriye duyulan şüphe şu anda Çin’deki güven kaybının seviyesine ulaşmasa da, güvenin zamanla hızla aşınabileceğine işaret ediyor.
Gelecek için olası senaryolar Leibniz Piyasaları Araştırma Enstitüsü’nden Florian Heider, Trump’ın politikalarına karşılık gelen bir dizi olası sonuç üzerinde duruyor. Bir yanda, Fed’in bağımsızlığı konusunda bir tehdit olarak görülmesi halinde piyasalarda hızlı bir panik yaşanabilir. Dünyevi riskler, “zengin olan kazanır” söylemiyle birleştiğinde, yatırımcılar için belirsizlik daha da artabilir.
Ekonomi politikalarının bu kadar belirsizleşmesi, merkez bankalarının karar alma süreçlerini de etkiliyor. Mahlkow, “Fed şimdiye kadar iş gücü piyasası verilerine güvenerek tepki veriyordu; güvenin zayıflamasıyla doğru politikayı belirlemek daha da zorlaşır” diyor. ABD’nin güvenilirlik algısı zedelenirken, bu durumun küresel finansal etkileri yakından takip ediliyor.
Sonraki adımlar ve olası sonuçlar Gottlob Heider gibi analistler, Trump’ın atacağı tek adımla da merkez bankasının bağımsızlığı üzerinde baskı kurulabileceğini öne sürüyor. Böyle bir gelişme, finansal piyasalarda hızlı bir bozulmaya yol açabilir. Kötü haberlerin getirilmesiyle “kovulma” dinamiği, evrensel olarak ekonominin seyrini değiştirebilir.
