Ana Sayfa Arama Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mine Dev
Mine Dev

Güvercin Değil Martıymış

Uzun zamandır balık yemek için gitmiyordum sahile.

Dün akşam kapıyı çekip, ayakkabılarımı giyip, evde ne kadar bozuk para varsa alıp indim sahile ve tanıdık arkadaşımızın balıkçı restoranına gittim.

Tıka basa dolu.
Tek bir masa yok.

Burası mini bir balıkçı kasabası, tanırız birbirimizi.
Kim yabancı, kim değil…
Çoğunluk Alman; neredeyse kasabanın nüfusu yarısı kadar diye bilirim.
Yoksa bu kadar kalabalık mümkün değil.

Ekim ayından sonra kim kâr, kim zarar etti anlaşılıyor.
Devren satılık ya da kiralık… gibi gibi…

Balık restoranının sahibi, Diyarbakırlı, sevdiğim bir arkadaşım ve Kürt’tür kendisi.
Aramızda Türk-Kürt sorunu hiçbir zaman olmamıştır.

Ama ben dün akşam anlaşmayı bozabilirdim.

Beş dakika içinde bana bir masa ayarlamazsanız…” dedim.
Ve harekete geçti bizim barış güvercinleri.

Denizin kenarına bir masa yerleştiriverdi çalışan elemanlar.

Çıkardım ayakkabılarımı, daldırdım ayaklarımı denize.
“Balık bilmezse Halık bilir,” dedim.

Balık bilse…
Az sonra bu ayakların sahibinin onlardan birini, bir porsiyon olarak yiyeceğini…

Yetim,
Belki de öksüz,
Ya da dul,
Kim bilir, belki de en sevdiği arkadaşını yiyeceğim.

Toplardı denize çekiç, kılıç, testere, balina, köpekbalıklarını falan yani…
Olur mu, olur…

Ben aklımdan bunları geçirirken, yanı başımda iki kişi belirdi.

Sahil güvenlik mi?
Yoksa ne…?

İçimden geçirdiklerimi duydular mı, ya da masanın altına böcek mi yerleştirdiler diye eğilip baktım.

Polis falan mı, derken…
Eee böyle abuk sabuk şeyler iç çekilir mi hem?

Deli miyim, kendi kendime konuşuyorum.
Hadi konuştum, sorulara cevap vermek de neyin nesi?
Hadi cevap verdim, bir de kavga ediyorum kendimle.

Neyse, korktuğum gibi olmadı.

Almanya’dan Bursa’ya gelen iki kafadar, balık yemek istemişler ama boş masa yok.

Aradaki konuşmalara kulak misafiri oldum.

“Bir de ekonomi kötü diyorlar, boş masa yok,” dediklerini duyunca, buyur ettim masaya.

Ben her zaman nasılsa buradayım.
Misafirlerimizi aç yollamayalım bizi kıskanan Avrupa’ya, Almanya’ya
ne cevap veririz
düşüncesiyle buyur ettim.

Bu ince düşünceme aynı şekilde karşılık verince ben de oturmak zorunda kaldım.

Siparişten sonra koyulaştırdık muhabbeti.
Ekonomiden başladık.

Sahildeki masaları işaret ederek,
30 masanın 23’ünün Almanya’dan gelen Türklerin olduğunu söyleyince inanamadılar.

İspatlayacağımı söyledim.
Gerek kalmadı.

Hem biraz bozuk Türkçe, aralara sokuşturulan Almanca ve aksanla
onlar da anladılar zaten.

Siyasi İslam, futbol, siyaset, barış süreci, bittiğini zannettiğimiz PKK…
Derken gündemin ortasına yakılan silahlar gibi oturdu koyulaşan sohbet.

Tabii; PYD, YPG, PYC… gibi gibi kolları.

Almanya’da yaşayan gurbetçi bir Türk olarak fikirlerini sordum:

Barıştan yana olduklarını, ama çok inandırıcı gelmediğini; terörle iş birliği yapılmaması gerektiğini” anlattılar.

Söz konusu şehitlerimiz olunca insan tıkanıyor, ne diyeceğini bilemiyor.
Herkes konuşuyor, döküyor içini; bir tek onlar suskun.
Oysa ki gencecik canlarını verdiler toprağa.
Çoğu kişi çürük raporu alıp gitmediği halde…

Önümüzdeki süreçte her şeyi göreceğiz.
Daha önce gördüğümüz gibi.

Barış güvercinleri
gak” deyince et,
dek” deyince su mu misali mi?

Türkiye’yi nerelere götüreceğini ve peşinden neleri sürükleyeceğini zaman içerisinde göreceğiz.

Bir basın mensubu olarak bana sorduklarında…
Her şeye bir cevabı olan ben, sözün bittiği yerde özüme dönüyordum.

Muaviye’den, Hz. Ali, Hz. Hüseyin, Hz. Hasan, Hz. Hamza…
Firavun, Nemrut, Âd kavminden, İrem bağları…

Türkiye Cumhuriyeti’ne
ve geçilmeyen koskoca bir tarih olan
ÇANAKKALE’ye kadar geldim.

Koyun koyuna yatan Türk-Kürt kardeşliğinin en büyük sembolünü
saygıyla yâd ettik.
Tüm şehitlerimize Fatiha’lar, İhlas’lar yolladık.

Tarihler boyunca yıkılan, yakılan, bölünen, parçalanan ülkeleri örnek olarak anlattım.

Tam o sırada barış güvercini kondu masamıza.

Meğer martıymış.

İnsanın gözü kararınca,
burnunun dibine gelse de gerçeği göremiyormuş meğer.

Herkesin bir planı var;
Allah’ın planları hiç şaşmaz.

Evlatlarımızın, torunlarımıza anlatacakları…
Umarım iyi bir tarih bırakırız ardımızdan.
Mustafa Kemal ATATÜRK gibi.

Sevgiyle,
Özünüzde kalın.
M&DEV