a

Uluslararası Avrasya ekonomileri kongresi

Uluslararası Avrasya ekonomileri kongresi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Beykent Üniversitesi, Kırgızistan –Türkiye Manas Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi katkılarıyla düzenlenen 14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İktisat Fakültesi ev sahipliğinde 20 -22 Eylül tarihlerinde Bakü’de gerçekleşti. Hibrit olarak gerçekleşen Konferansa 7 ülkeden 65 bildiri sunuldu. Konferansın açılışına T.C. Bakü Büyükelçisi Doç. Dr. Cahit Bağçı, Büyükelçilik Müşavirleri, Tika Bakü Koordinatör yardımcısı, ATIB-Azerbaycan Türkiye İş Adamları Birliyi temsilcileri, Kongre Koordinatorö Prof. Dr. Selahattin Sarı, Fakülte dekanları, Akademisyenler, Medya Mensupları, iş insanları, kamu kurum ve kuruluş temsilcileri ile öğrenciler katıldılar. Büyük ilgi gören konferansta büyüme ve kalkınma, bölgesel analizler, para ve finans, sektörel analiz, çevre ekonomisi ve tarım ekonomisi gibi konular ele alındı. Beykent Üniversitesi ile Kırgızıstan –Türkiye Manas Üniversitesi’nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri İktisat Bölümlerinin 2010 yılında başlatmış oldukları bu konferans Prof. Dr. Selahattin Sarı hocanın emek ve çabalarıyla varlığını sürdürmüştür.

myuce 1

Avrasya Ekonomileri Kongresi bu yıl Bakü’de yapılıyor olmasının da ayrı bir anlamı bulunmaktadır. Malumunuz 30 yıldır Karabağ toprakları işgal altında tutulan Azerbaycan 44 günlük Vatan Muharebesi sonucu zafer kazanarak topraklarını Ermeni işgalinde kurtarmış, Rusya’nın arabuluculuğu sonucu üçlü ateşkes mukavelesi imzalanmıştı. Azerbaycan söz konusu mukavelede öngörülen tüm yükümlülüklerini ivedilikle yerine getirirken tam tersine Ermenistan yükümlülüklerini yerine getirmekten imtina ettiği gibi sistematik provokasyonlarla Azerbaycan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. Ermenistan’ın bu tavrı kınanması gerekirken özellikle ABD ve Batı dünyasında destek görmektedir. İşte bu süreçte Türk Dünyasının Azerbaycan’ın yanında durması ve desteklemesi büyük önem arz etmektedir. Bu konferans da bir nevi Türk Dünyası akademisyenleri desteği olarak görmek mümkündür.

14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansını Sonuç Bildirgesinde bu hususlar da yer aldı. Konferansın sonuç bildirgesinde önemli hususlara yer verildi. Söz konusu bildirge tam metni şu şekildedir:

14. ULUSLARARASI AVRASYA EKONOMİLERİ KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Beykent Üniversitesi, Kırgızistan –Türkiye Manas Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi katkılarıyla düzenlenen 14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İktisat Fakültesi ev sahipliğinde 20-22 Eylül tarihlerinde Azerbaycan’da gerçekleşmiştir. Hibrit olarak yapılan Konferansa 7 ülkeden 65 bildirisi sunulmuştur. Bu bildirileri ve yapılan müzakereler dikkate alınarak aşağıda sayılan hususlarda kanaat oluşmuştur:

– Konferansı düzenleyici heyeti olarak Azerbaycan Cumhuriyetinin 30 Yıllık işgal altındaki topraklarını yeniden özgürleştirmek için verdiği haklı ve adil mücadeleyi destekliyor, Karabağ’ın yeniden inşası sürecinde yapılan yatırımları yerinde olduğu yönündeki kanaatlerimizi belirtiyoruz.

– Avrasya, Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan, Türk Devletleri de içine alan çok geniş bir bölgedir. Bu bölge hammadde, enerji, tarım, sanayi, ticaret ve insan kaynakları bakımından dünya ekonomisinde ciddi katma değer yaratmaktadır. Dünyanın en büyük altı ekonomi, en büyük altı silah alıcısı, en önemli nükleer güçler Avrasya’da bulunmaktadır. Diğer taraf bölge en kalabalık nüfusu barındırmaktadır. Aynı zamanda bu bölge ciddi bir çatışma alanını da kapsamaktadır.

– Avrasya bölgesinin ekonomik potansiyeli değerlendirilesi, bölgenin devletleri arasında güçlü iş birliği temin edilmesi ve bölgede istikrar ve barışın sağlanabilmesi için öncellikle bölgenin kaderi bölgenin ülkeleri tarafında adil bir iş birliği sonucu tayin edilmeli, kaynakların kullanımı ve bölüşümünde hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmalı ve kaynaklardan elde edilen gelir bölge halkı refahına yönelik kullanılmalıdır.

– Avrasya bölgesinin Asya kısmı zengin yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmasına rağmen bu kaynaklardan ilgili ülkeler yeterince yararlanamamaktadırlar. Özellikle siyasi güç ve teknik imkanlara sahip bölgesel ya da küresel güçler tarafından adil olmayan bir şekilde bu kaynakların kullanımında söz sahibi olmaktadırlar. Bu durum bölgenin kalkınmasına olumsuz etki oluşturmaktadır.

– Asya kıtası ülkeleri bölgesel güçler ile küresel güçler arasında mücadele alanına dönüştürüldüğü için siyasi ve ekonomik açıdan kaotik ortama sürüklenmekte, bu da ülkelerin sahip oldukları kullanmaları imkânı zayıflatmakta, bunun sonucunda istenen ekonomik refah sağlanamamaktadır.

Beykent Üniversitesi, Kırgızistan –Türkiye Manas Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi katkılarıyla düzenlenen 14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İktisat Fakültesi ev sahipliğinde 20 -22 Eylül tarihlerinde Bakü’de gerçekleşti. Hibrit olarak gerçekleşen Konferansa 7 ülkeden 65 bildiri sunuldu. Konferansın açılışına T.C. Bakü Büyükelçisi Doç. Dr. Cahit Bağçı, Büyükelçilik Müşavirleri, Tika Bakü Koordinatör yardımcısı, ATIB-Azerbaycan Türkiye İş Adamları Birliyi temsilcileri, Kongre Koordinatorö Prof. Dr. Selahattin Sarı, Fakülte dekanları, Akademisyenler, Medya Mensupları, iş insanları, kamu kurum ve kuruluş temsilcileri ile öğrenciler katıldılar. Büyük ilgi gören konferansta büyüme ve kalkınma, bölgesel analizler, para ve finans, sektörel analiz, çevre ekonomisi ve tarım ekonomisi gibi konular ele alındı. Beykent Üniversitesi ile Kırgızıstan –Türkiye Manas Üniversitesi’nin İktisadi ve İdari Bilimler Fakülteleri İktisat Bölümlerinin 2010 yılında başlatmış oldukları bu konferans Prof. Dr. Selahattin Sarı hocanın emek ve çabalarıyla varlığını sürdürmüştür.

WhatsApp Image 2022 09 23 at 09.02.31

Avrasya Ekonomileri Kongresi bu yıl Bakü’de yapılıyor olmasının da ayrı bir anlamı bulunmaktadır. Malumunuz 30 yıldır Karabağ toprakları işgal altında tutulan Azerbaycan 44 günlük Vatan Muharebesi sonucu zafer kazanarak topraklarını Ermeni işgalinde kurtarmış, Rusya’nın arabuluculuğu sonucu üçlü ateşkes mukavelesi imzalanmıştı. Azerbaycan söz konusu mukavelede öngörülen tüm yükümlülüklerini ivedilikle yerine getirirken tam tersine Ermenistan yükümlülüklerini yerine getirmekten imtina ettiği gibi sistematik provokasyonlarla Azerbaycan’ın egemenlik ve toprak bütünlüğünü tehdit etmektedir. Ermenistan’ın bu tavrı kınanması gerekirken özellikle ABD ve Batı dünyasında destek görmektedir. İşte bu süreçte Türk Dünyasının Azerbaycan’ın yanında durması ve desteklemesi büyük önem arz etmektedir. Bu konferans da bir nevi Türk Dünyası akademisyenleri desteği olarak görmek mümkündür.

14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansını Sonuç Bildirgesinde bu hususlar da yer aldı. Konferansın sonuç bildirgesinde önemli hususlara yer verildi. Söz konusu bildirge tam metni şu şekildedir:

14. ULUSLARARASI AVRASYA EKONOMİLERİ KONGRESİ SONUÇ BİLDİRGESİ

Beykent Üniversitesi, Kırgızistan –Türkiye Manas Üniversitesi, Doğuş Üniversitesi katkılarıyla düzenlenen 14. Uluslararası Avrasya Ekonomileri Konferansı Azerbaycan Devlet İktisat Üniversitesi Türk Dünyası İktisat Fakültesi ev sahipliğinde 20-22 Eylül tarihlerinde Azerbaycan’da gerçekleşmiştir. Hibrit olarak yapılan Konferansa 7 ülkeden 65 bildirisi sunulmuştur. Bu bildirileri ve yapılan müzakereler dikkate alınarak aşağıda sayılan hususlarda kanaat oluşmuştur:

– Konferansı düzenleyici heyeti olarak Azerbaycan Cumhuriyetinin 30 Yıllık işgal altındaki topraklarını yeniden özgürleştirmek için verdiği haklı ve adil mücadeleyi destekliyor, Karabağ’ın yeniden inşası sürecinde yapılan yatırımları yerinde olduğu yönündeki kanaatlerimizi belirtiyoruz.

– Avrasya, Çin’den Avrupa’ya kadar uzanan, Türk Devletleri de içine alan çok geniş bir bölgedir. Bu bölge hammadde, enerji, tarım, sanayi, ticaret ve insan kaynakları bakımından dünya ekonomisinde ciddi katma değer yaratmaktadır. Dünyanın en büyük altı ekonomi, en büyük altı silah alıcısı, en önemli nükleer güçler Avrasya’da bulunmaktadır. Diğer taraf bölge en kalabalık nüfusu barındırmaktadır. Aynı zamanda bu bölge ciddi bir çatışma alanını da kapsamaktadır.

– Avrasya bölgesinin ekonomik potansiyeli değerlendirilesi, bölgenin devletleri arasında güçlü iş birliği temin edilmesi ve bölgede istikrar ve barışın sağlanabilmesi için öncellikle bölgenin kaderi bölgenin ülkeleri tarafında adil bir iş birliği sonucu tayin edilmeli, kaynakların kullanımı ve bölüşümünde hakkaniyet ilkesi göz önünde bulundurulmalı ve kaynaklardan elde edilen gelir bölge halkı refahına yönelik kullanılmalıdır.

– Avrasya bölgesinin Asya kısmı zengin yer altı ve yer üstü kaynaklara sahip olmasına rağmen bu kaynaklardan ilgili ülkeler yeterince yararlanamamaktadırlar. Özellikle siyasi güç ve teknik imkanlara sahip bölgesel ya da küresel güçler tarafından adil olmayan bir şekilde bu kaynakların kullanımında söz sahibi olmaktadırlar. Bu durum bölgenin kalkınmasına olumsuz etki oluşturmaktadır.

– Asya kıtası ülkeleri bölgesel güçler ile küresel güçler arasında mücadele alanına dönüştürüldüğü için siyasi ve ekonomik açıdan kaotik ortama sürüklenmekte, bu da ülkelerin sahip oldukları kullanmaları imkânı zayıflatmakta, bunun sonucunda istenen ekonomik refah sağlanamamaktadır.

Devamını Oku

Türk Devletleri Teşkilatı ve Küresel Güçler

Türk Devletleri Teşkilatı ve Küresel Güçler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

12 Kasım 2021’de İstanbul’da gerçekleşen sekizinci zirve Türk Dünyası için yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Bu zirvede alınan tarihi bir kararla Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi (Türk Konseyi) ismi Türk Devlet Teşkilatı olarak değiştirildi. Bu durum sadece bir isim değişikliği ötesin yeni bir paradigma anlamına gelmektedir.

Karabağ zaferinin yarattığı sinerji ile Türk Devletleri daha yakın bir işbirliği içinde olmak yönünde iradelerini ortaya koymuş ve güçlü birliktelik için çok farklı alanlarda işbirliği için yeni yol haritası belirlemişlerdir. Burada dikkat çekici bir husus da ilk kez Türkiye dışında diğer üye ülkelerin resmi bir şekilde kendilerini “Türk” olarak ifade etmeleri olmuştur.

Türk Devletleri Teşkilatının ismi bile bölgesel ve küresel güçleri tedirgin etmeye yetmiştir. İlk tepki Rusya dış işleri bakanı Lavrov’dan geldi. Bu Birliği kültürel birliktelikten ileri gitmemesi ve bilhassa ortak askeri bir gücün oluşturulması yönünden herhangi bir adım atılmaması uyarısında bulundu. Bu temenninin ardı arkası kesilmedi.

İlk önce bu Birliğin en güçlü ülkelerinde Orta Asya’nın istikrar merkezi olarak bilinen Kazakistan’a gözdağı verildi. Ülkede yapılan propaganda sonucu sivil halk ayaklandırıldı. Bu ayaklanma ülkenin milli güvenliği tehlikeye sokacak boyuta gelince Kazakistan Kolektif Güvenlik Teşkilatından yardım istemek zorunda bırakıldı. Böylece bir taraftan Türk Birliğinin en önemli savunucularından biri olan Kazakistan’ın kurucu Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev itibarsızlaştırıldı hem de Bölgenin istikrarı Rusya’nın sağlayabileceği mesajı verildi.

Kazakistan’da olaylar devam ederken Özbekistan’a açık açık uyarılarda bulunuldu. Ya Rusya’nın patronluğu kabul edersiniz ya da başınıza geleceklere hazır olun yönünde tehditleri savruldu. Özbekistan bu tehditlere boyun eğmeyince ülkede Karakalpakistan üzerinde yeni bir oyun sergilendi. Karakalpakistan’da ayaklanma çıkarıldı. Şükür ki bu her iki olay da kardeş cumhuriyetlerde ciddi kırılmalara yol açmadı.

Bu olaylarla Kazakistan ve Özbekistan sarsıldı ama ayakta kalmayı becerebildi. Bu oyun tezgahından Türk Dünyasının coğrafi ve ekonomik yönden küçük kardeşleri Kırgızistan da payını aldı. Rusya savunma bakanının Tacikistan’da olduğu esnada sınırı meselesi bahane eden Tacikistan, Kırgızistan’a saldırıda bulundu. Bu saldırının arkasında Rusya’nın oluru yanında Çin ve İran’ın izleri de bulunmaktaydı.

Türk Devletleri Teşkilatı üyeleri bu olaylar karşısında geri adım atlayıp, daha sıkı bir işbirliği yönünde iradelerini ortaya koydular. Özellikle Azerbaycan’ın girişimleri sonucu Azerbaycan ile Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan arasında önemli görüşmeler gerçekleşti. Bilhassa orta koridor ve enerji alanında işbirliği konusunda somut adımlar atıldı. Bu olumlu gelişmeler Batı dünyasını ve ABD’yi tedirgin etti.

Türkiye’nin Türk Devletleri üzerinde etkisinin artmasını kendileri için olumsuz bir gelişme olacağı yönündeki fikirler açık açık dile getirildi. Bu konuda harekete geçilmesi gerekiyordu. O nedenle birkaç koldan harekete geçtiler. ABD başta PKK, PYD-PYG terör örgütlerini açık açık desteledi. Bu terör örgütlerini stratejik ortak olarak ilan etti. Suriye’de Türkiye’yi köşe sıkıştırarak bedel ödettirmek yoluna gitti. Bununla da yetinmedi, Yunanistan’ı cesaretlendirerek Türkiye’ye saldırttı.  Sadece Türkiye’ye bedel ödettirmek yetmiyordu.

Türkiye’nin stratejik ortağı ve Karabağ Zaferinden sonra Orta Asya Türk Devletlerine rehberlik eden Azerbaycan’ı da sıkıştırmak için mağlup ülke Ermenistan’ı yeniden kullanmaya çalıştılar. Üçlü Mutabakat Metni imzalayan ve kesin sözleşmenin imzalamasına ramak kaldığı bir süreçte Rusya’da yeterince destek alamayan Ermenistan’ı yeni vaatlerle provokatif eylemlere sevk ettiler.

10 Kasım mutabakatından bu yana ufak tefek sürtüşmelerle provokatif hareketlerde bulunan Ermenistan, 12 Eylül’ü 13 Eylül’e bağlayan gecede farklı noktalarda Azerbaycan sınır güvenlik noktalarına saldırıda bulunarak 71 Azerbaycan askeri şehit etti. Saldırının hemen ardında sanki saldırıyı düzenleyen Azerbaycan’mış gibi Fransa konuyu BM’ye taşıdı. ABD ise Azerbaycan’ın saldırıyı hemen durdurması yönünde açıklamada bulundu. Batı medyası ise yeni bir Türk coğrafyasının oluşturulması için Türkiye-Azerbaycan’ın Ermenistan’ı haritada silmek istedikleri yönünde tezvirata bulundular. Komşu İran’ın da bunlarda kalır bir tarafı olmadı.

Karabağ savaşı sonrası oluşun yeni jeopolitik durum Türk milliyetçiliğini canlandırılmasında endişelenen İran, Ermenistan tezlerine açık açık destek verdi. Diğer taraftan 16 Eylül tarihinde yeniden Tacikistan ile Kırgızistan sınır bölgesinde çatışmalar alevdi. Bölgede tansiyonun yükselmesinde sınır sorunu yanında İran ve Çin etkisi de dile getirilmektedir. Böylece Türk Devletleri Teşkilatı tüm üye ülkelere yönelik fiili olayları oluşturuldu.

Peki ne yapılmalı? Kanaatimce tüm bu saldırılar kurulan Türk Devleti Teşkilatı’nın ne kadar önemli bir oluşum olduğuna karine teşkil etmektedir. Öncelikle Türk Devleti Teşkilatı üye ülkelerin kararlılıkla işbirliği imkanlarını artırmaları ve 2040 vizyon planını hayata geçirmelerini gerekmektedir. Bununla birlikte söz konusu ülkelerin muhatap kaldıkları sorunları kendileri çözmeleri için askeri oluşumlar da dahil olmak üzere bir takım stratejik oluşumlar için ciddi irade ortaya koymaları elzemdir.

Bölgesel ve küresel güçlerin tüm engellemelerine rağmen Türk Coğrafyasında önü alınmaz çok önemli gelişmeleri söz konudur. Bu gelişmeler doğal seyir içinde de olsa tekemmüle erecektir. Birileri istemeler de…

Devamını Oku

Kazakistan Cumhurbaşkanı Tokayev’in Azerbaycan Ziyareti

0

BEĞENDİM

ABONE OL

Önceki yazılarımızda da belirtiğimiz üzere 44 günlük Vatan Muharebesi ardından gelen zaferle 30 yılık işgal altındaki topraklarını özgürlüğü kavuşturan Azerbaycan, bu zaferle birlikte dış politika önceliklerini yeniden şekillendirerek uluslararası ilişkilerde daha aktif rol olmaya başladı. Çok yönlü bir dış politika izleyen Azerbaycan bir taraftan bölgede inisiyatif alarak lider rolü üstlenirken, diğer taraftan hem Rusya hem de Batı ile iyi ilişkiler içinde olmayı ve uluslararası kuruluşlarda daha aktif rol üstlenmeyi hedeflemektedir. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatı içinde öncü rol oynayan Azerbaycan, Türk Devletleri Teşkilatı ülkelerle birebir ilişkilerini derinleştirip, stratejik iş birliğine doğru yapıcı adımlar atmaktadır. Önce Türkmenistan ile Hazar Denizi kaynaklı sorunu dostane bir şekilde çözmek üzere anlaşma sağlayan Cumhurbaşkanı Aliyev, ardından Kırgızistan Cumhurbaşkanı Caparov’a ev sahipliği yapmış ve hemen ardında Özbekistan’a çok kapsamlı bir ziyarete bulunmuştur. Bu ziyaretlerin ardında Türkiye ve Kazakistan dışişleri ile ulaştırma bakanları üçlü bir zirve gerçekleştirmek üzere Bakü’de misafir eden Azerbaycan, 24 Ağustos’ta Kazakistan Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev’i ağırladı.

Azerbaycan yönetimi bu ziyarete oldukça önemsemiştir. Orta Asya’nın merkezi ülkesi olan Kazakistan aynı zamanda bölgenin lokomotif ülkesi konumundadır. Dünyanın enerji krizi yaşadığı bir konjonktürde bölgenin en güçlü ekonomisine ve zengin enerji kaynaklarına sahip olan Kazakistan ile Azerbaycan arasında enerji alanında tesis edilecek bir iş birliği bu krizin çözümlenmesine önemli katkı sağlayacaktır. Ayrıca Türk Devletleri Teşkilatının önemli ve öncü iki devletinin aralarında kuracakları stratejik derinliğe sahip bir iş birliği Teşkilatın çalışmalarına ivme kazandıracaktır.

Beklendiği üzere bu ziyaret oldukça yoğun ve dolu geçti. Kazakistan Cumhurbaşkanı Kassym-Jomart Tokayev’in Bakü’ye ilk resmi ziyaretinin zamanlaması da oldukça manidardı. Ermenistan’ın 10 Kasım Mutabakatı yükümlülükleri yerine getirmemek üzere direndiği bir süreçte Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü üyesi bir ülkenin cumhurbaşkanının Azerbaycan’a ziyareti oldukça anlamlıydı. Ayrıca bu ziyarete Kazakistan’ın işgalden kurtulmuş topraklarda -Fuzuli’de- üstlenmiş olduğu Çocukların Yaratıcılığını Geliştirme Merkezi’nin sunumu yapılması da Kazakistan’ın Karabağ zaferine hediyesi şeklinde okundu. Tokayev, basın açıklamasında da “Bildiğiniz gibi Kazakistan, Azerbaycan ile ilgili olarak devletlerin toprak bütünlüğü ilkesini her zaman desteklemiştir” ifadesinde bulunarak Karabağ meselesinde Azerbaycan’ın yanında yer aldığı açıkça belirtmiştir. Görüşmenin sonunda Tokayev, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev’e, ikili dostluk ve iş birliğinin geliştirilmesine yaptığı önemli katkılardan dolayı Kazakistan’ın en yüksek devlet nişanı olan “Altın Kıran” (Altın Kartal) Nişanı’nı takdim etti. Ziyaretten iki gün önce de Sumgayıt’ın merkez caddelerinden birine Kazak Türklerinin ünlü Türkologu Ahmet Baytursunov’un adının verilmesi ise Azarbaycan’ın Tokayev’e yaptığı bir jest olarak ifade edildi. Bu gelişmeler sonrası Tokayev basına verdiği demeçte, Azerbaycan ve Kazakistan arasında güvene dayalı bir siyasi diyalog kurulduğunu ifade etti. Ayrıca Kazakistan ve Azerbaycan birbirine yakın ülkeler, stratejik ortak ve müttefik olduklarının altını çizdi.

Bu ziyaret iki ülke arasında başta stratejik ortaklık ve ittifak ilişkilerinin derinleştirilmesine ilişkin protokol olmak üzere 20’yi aşkın iş birliği protokolleri imzalandı. Ziyaretin dikkat çeken bir yönü de iki ülke arasında orta koridor konusunda işbirliği yönünde ortaya konula irade oldu. Basın açıklamasında Tokayev, Kazakistan’ın bu konudaki iradesini “Azerbaycan, ulaşım koridorlarının geliştirilmesi açısından Kazakistan’ın özel ilgisini çekiyor. Tabii ki Kazakistan’ın bir devlet olarak -aslında biz Hazar Denizi kıyısında yan yana bulunan komşu ülkeleriz- burada çok iyi umutları olduğunu düşünüyorum. Hükümeti ve ilgili birimleri, ulaştırma-lojistik ilişkilerinin geliştirilmesi açısından temsilcilerinizle yakın etkileşim ve ortak çalışmaya yönlendiriyorum” şeklinde ifade etmiştir. Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev de, “ulaşım ve lojistik altyapısının geliştirilmesi için büyük planlar var.” diyerek bu hususa dikkat çekmiştir (https://president.az/az/articles/view/57012). Tokayev’in ziyareti öncesinde Kazakistan Temir Zholy (KTZ) ulusal demiryolu şirketi ve Hazar Denizi’nin en büyük limanı olan Bakü Uluslararası Deniz Ticaret Limanı, ortak lojistik projeleri hayata geçirmek konusunda anlaşma sağlandı. Hazar Denizi kıyısında yan yana bulunan komşu ülke arasında orta koridor eksenli ortak yatırımlar bölgede yeni bir lojistik ağının kurulması yönünde önem arz etmektedir.

Sonuç olarak Hazar kıyıdaşı, zengin enerji kaynaklara sahip ve Türk Devletleri Teşkilatının önemli iki uzvu olan Kazakistan ile Azerbaycan arasındaki işbirliğinin gelişmesi, ilişkilerin stratejik müttefiklik düzeyine çıkarılması, uluslararası arenada aktif işbirliğinin sağlanması ve bölgesel oluşumlarda ortak hareket edilmesi hem bölge barışı ve istikrarı hem de Türk Devletleri Teşkilatının etkinliği yönünde ciddi katkı sağlayacaktır.

Devamını Oku

Şehit Ağa Emi’nin ardından

Şehit Ağa Emi’nin ardından
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Azerbaycan Türk Dünyasının önemli ülkelerinden biridir. Türkistan Avrupa’ya bağlayan koridorun batı kapısı, Türkiye’yi Türkistan’a bağlayan koridorun doğu kapısı hükmündedir. Azerbaycan stratejik konum yanında önemli enerji kaynaklarına da sahiptir. Bu jeostratejik konumu nedeniyle Azerbaycan tarih boyunca büyük güçlerin mücadele sahasına dönüşmüş ve bu nedenle bir çok devlet ve hanlıklar mezaristanına dönmüştür. Bu mücadele sürecinde de Azerbaycan halkı çok çile çekmiş ve acılara duçar kalmıştır. Birçok gencini feda etmiştir. Annelerin ağıtları dinmemiş ve şiir ve şarkılarında feryatlar eksilmemiştir. Nihayet sonunda Can Azerbaycan’ın bayrağı göklerde dalgalanmış, “Bir kere yükselen bayrak bir daha inmez” denilerek Can Azerbaycan yolunda nice canlar feda edilmiştir.

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.08 2

Tarihsel süreçte içinde Azerbaycan birçok ülke ile savaşmıştır. Ancak Azerbaycan Türkü’nün en çetin imtihanı Ermenistan ile olmuştur. Bir proje devleti olan Ermenistan aslında emperyalist güçlerin Türkistan’daki karakolu olarak işlev görmüştür. Özellikle Güney Kafkasya üzerinden sıcak denizlere inmeyi hedefleyen Rusya, bölgedeki Ermeni unsurundan yararlanmıştır. O nedenle Rusya’nın desteği yanında Batı’nın da desteği arkasına alan Ermenistan Azerbaycan’ı arkadan vurmayı asla ihmal etmemiştir.

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.08 1

Bilindiği üzere, 1826-1828 yılları arasında Rusya ve İran arasında gerçekleştirilen savaşta Rusya galip çıkmıştır. Bu savaş sonrasında Rusya ile İran arasında imzalanan “Türkmençay Antlaşması” ile bir taraftan Azerbaycan fiilen ikiye bölünmüş, diğer taraftan da Azerbaycan sınırları içinde kalan yerleşim yerlerine göç yolu ile Ermenilerin yerleşmesinin önünü açmıştır. Bu antlaşma sonucu Ermeni göçleri başlamış ve ileriki tarihlerde kurulacak olan Ermeni Devleti’nin temelleri böylece atılmıştır. 1905 yılında kurulması planlanan Ermeni Devleti adına, Azerbaycan Türklerini kendi öz topraklarından göç ettirmek için Ermeniler tarafından birçok kentte terör faaliyetleri başlatılmıştır. Her ne kadar 1905-1907 yılları arasında Ermeniler Azerbaycan topraklarından sürülerek barış ortamı sağlanmışsa da bu barış ortamı ancak 1917 Bolşevik İhtilali’ne kadar devam etmiştir. 31 Mart 1918 tarihinde Ermeni Taşnak ve Rus Bolşevik askerleri Bakü’ye girerek terör faaliyetlerine başlamıştır. Bu şekilde başlayan Ermeni terörü düşük seviyede de olsa SSCB döneminde de devam etmiştir. SSCB’nin dağılması döneminde Ermeni terörü Karabağ’da tüm dehşeti ile sürmüş ve 1992 yılında “Hocalı Soykırımı” ile zirve yapmıştır. Rusya’yı arkasına alan Ermenistan, bu dönemde Azerbaycan topraklarının %20’sine karşılık gelen Karabağ’ı işgal etmiştir.

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.08

Birinci Karabağ Savaşı Azerbaycan aleyhine sonuçlanmıştır. Sözde medeni dünyanın gözü önünde Rusya desteğindeki Ermeni çeteleri tarafından yapılan Karabağ’da gerçekleştirilen katliam ve soykırım görmemezlikten gelinmiştir. Ata yadigarı toprakları Ermeni işgaline uğrayan Azerbaycan bu durumu hiçbir zaman hazmetmemiş ve bu toprakları işgalden kurtarmak her Azerbaycanlının rüyası olmuştur. Bu nedenle Azerbaycanlılar için Karabağ’ın işgalden azat edilmesi milli bir mesele haline gelmiştir. Ermenistan’ın hadsizlik yaparak Azerbaycan topraklarına yeniden saldırması, Azerbaycan halkına Karabağ’ın 30 yıllık işgalden kurtarması fırsatı vermiştir. Bu nedenle Azerbaycanlı halk genç-ihtiyar demeden gönüllü olarak harp meydanına koşmuştur. Cepheye koşan gençlerden biri de hali hazırda dekanı olduğum Türk Dünyası İktisat Fakültesinin mezunlarından biri olan Elçin oğlu Ağa Emi olmuştur.

Şehid Ağa Emi, Türk Dünyası Aksakalı Prof. Dr. Turan Yazgan tarafında 1992 yılında kurulan Türk Dünyası İktisat Fakültesi (TUDİFAK) mezunuydu. İsmail Bey Gaspıralı’nın “Dil, Fikirde, İşte Birlik” ilkesi kendine ülkü eden Azerbaycanlı ve Türkiyeli hocalardan birlikte ders almıştı. Türk Dünyası birliği fikri ile yetişmişti. Onun için Azerbaycan ve Türkiye ikisi de ana vatandı. Azerbaycan’a aşık, Türkiye’ye hayrandı. Onun canına uğruna feda edeceği iki bayrak vardı: biri üç renkli Azerbaycan Bayrağı, diğeri Ay-yıldızlı Türk Bayrağı. Nitekim şehit olurken elinde Azerbaycan Bayrağı ve cebinde Türk Bayrağı vardı…Böylece şehidimiz bize Azerbaycan ve Türkiye’yi emanet bıraktı. 

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.06 2

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.06 1

Şehit Ağa Emi, Türkiye’ye yüksek lisans yapmaya gidecekti. Bir Türk kızı seviyordu. Evlenece ve  yuva kuracaklardı. Ama ikinci Karabağ Savaşı çıktı. O sıcak yuva yerine, Karabağ’ın yamaçları seçti. Çünkü o bir vatan sevdalısı idi. Sıcak döşekte uyumak yerine, harp meydanında savaşmayı tercih etti. O, Mehmet Akif Ersoy deyimiyle;

Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki feda?

Şuheda fışkıracak toprağı sıksan, şuheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda.

diyerek Can Azerbaycan için canından ve cananından vazgeçti. Evin tek erkek çocuğu olduğu için askere çağrılmamıştı. Ama o gönüllü olarak askere yazıldı. Kahramanca savaştı. Dünyada yuva kuramadı ama cenneti yuva kurdu. Şairin ifadesiyle, “Ey şehit oğlu şehit isteme benden makber, sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.”, görünürde makbere, gerçekte peygamber ağuşuna defnedildi. Şanlı Atalarına ve ehli beyte komşu oldu. Arkada hüzünlü ama onunla gurur duyan bir aile bıraktı.

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.06

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.05

Ağa Emi aşık Fuzuli’nin memleketi Fuzuli civarında Sugovuşan’da şehit oldu. Tıpkı cananı için canından vazgeçtiğini beyitlerinde haykıran Fuzuli gibi o da kendine canan beleyen vatanı için canından vazgeçti. Şairin dediği gibi : “Bugün bizden vatan razı olacak. Nefer şehit, ordu gazi olacak”…Ağa Emi vatan için şehit oldu, onu mezun eden TUDİFAK ise gazi oldu. Birçok gencecik fidanımız kırıldı ama vatan toprakları azad oldu. Şehitlerimiz siz rahat uyuyun. Vatan ve aileleriniz bizlere emanet….VATAN SAĞ OLSUN.

WhatsApp Image 2022 07 19 at 09.06.07 1
Devamını Oku

Sadim dede ile tarihe yolculuk

Sadim dede ile tarihe yolculuk
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Sadim dede….Azerbaycan’ın Saatli reyonunun Smada köyünde yaşıyor. Bu isim Ahıska’daki köylerinin adıdır. Sadim dede bir asırlık çınar gibi dimdik ayakta…95 yaşı devirmiş…Şair ruhlu, nüktedan, bilge bir kişi. Her kelimesinden tecrübe akıyor… Cümleleri hikmet dolu…kendisi ile sohbet ederken hüzün ile sevinci bir arada yaşıyorsunuz…Özbekçe ve Rusça oldukça akıcı konuşuyor. Özellikle Özbek şairlerinde okuduğu şiirleri insanı mest ediyor. SSCB döneminde kolhozlarda çalışmış, yöneticilik yapmış ve dönemin ideolojisi ile tanışmıştır. Hali hazırda köyünde kendisi gibi aksakal kardeşi Nadim dede ile birlikte Ahıskalılara rehberlik yapıyorlar.

Sadim dede…bir zülüm imparatorluğunun doğuşu ve batışı ömrüne sığdırmış…Lenin döneminde doğmuş, Stalin döneminde sürgüne gönderilmiş ve Gorbaçov döneminde özgürlüğe doğru adım atmıştır. Zulüm görmüş, ümitsizlikler savaşmış, vatan hasretiyle kavrulmuş, Gürcistan’ın vefasızlığı ile tanışmış, kardeş Azerbaycan’ın şefkatiyle kucaklaşmış, 20 Yanvar olayları görmüş, Birinci Karabağ Savaşında can Ali’sini şehadete yolcu etmiş… Kısaca hayata dair birçok şeyi ömrüne yerleştirmiştir. Şimdi köyünde torunlarının torunlarıyla huzurlu bir hayat yaşamını sürdürüyor.

WhatsApp Image 2022 07 13 at 08.59.58

Yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen Sadim dedenin dilinden şükür eksik olmuyor. Kendi ifadesiyle, “Adalet-i İlahinin tecellisini daha hayatta iken görmüştür”. Kendilerini sürgüne gönderen Stalin’in soyunun kurumasını örnek gösteriyor.  Stalin’in ölümünden kızının Fransa’ya kaçmasını örnek olarak gösteriyor. Peki suçları neydi ki, Sadim dedeler sürgüne gönderildi? Hukuki anlamda hiçbir suçları yoktu. Dönemin ideolojik bakışı ve diktatör Staline göre ise suçları Türk ve Müslüman olmaktı. Ellerinde hiçbir somut delil yoktu ama SSCB yönetimine göre bunların Türkiye ile işbirliği yapmak ihtimali vardı. Bu ihtimal bile Ahıskalı Türkleri sürgüne göndermek için yeterli gördüler. Ama nasıl bir sürgün? Dünyada emsali az görünen bir vahşeti içeren sürgün… işin gerçeği bu bir sürgün müydü? Soykırım mıydı? Yoksa ölüme yolculuk muydu? Kışta, üstü açık hayvan taşımada kullanılan vagonlarda, yanlarına bir şey almalarına izin verilmeden, aç-sussuz bir yolculuğa ne ad verilirse işte o?

Bayram ziyareti dolayısıyla Sadim dedeyi ziyarete gitmiştik. Konu dönüp dolaşıp, sürgüne geldi. Sadim dede bu süreci tüm detayları ile hatırlıyor. O süreci yaşayarak size aktarıyordu. Sadim dede sürgünün ansızın gerçekleştiği ifade ediyor. O nedenle hazırlıklı değildiler, yanlarına pek bir şey alamadıklarını ifade ediyor. Hata evde bulunan altınları bile eşi askerde olan gelinleri bir bez içinde sarar samanlığın damına sakladığını söylüyor. Yolculuk esnasında anlatılması güç zorluklarla mücadele ettiklerini ve bu yolculukta çok sayıda insanın vefat ettiğini ifade ediyor. Ölenlerin gömülmesine bile izin verilmediği ve cesetlerin vagonlardan dışarı attıklarını ifade ediyor. Uzun bir yolculuk süresince yıkanmadıkları için bitlendikler, karlı bir kış gecesinde Taşkent’e vardıkları, burada ateş yakarak elbiselerini ateş üzerinde silkeleyerek bitleri kırdıklarını ifade ediyor. Sadim dede konuşmasına şöyle devam ediyor:

“Bu yolcuk öyle sıkıntılı geçti ki, anneler evlatlarından bile vazgeçmiş durumdaydı. Karlı soğuk bir gecede istasyonda indiklerinde eşi askerde olan bir hanım kucağındaki 2,5 yaşında kız çocuğu yere attı… Çocuğun sesi çıkmıyordu ve kapkara kesildi. Rus bir hanım yerdeki çocuğu gördü, geldi, çocuğu aldı, annesini bulmaya çalıştı. Kimse çocuğu almadı. Kadının kocası askerdi. Üstünde elbisesi yoktu. 5 çocuğu (2 oğlan, 3 kız) vardı. Rus kadın çocuğu tekrar annesine verdi. Ancak o gece kar altında kaldıkları için çocuk öldü. Aç ve sussuz idik…Ahmet adında bir amcam vardı. O da o gece öldü. Ama cenazesini bulamadık. Sabah İstasyona geldiğimizde Kadın erkek cenazeleri bir arada üst üst yığılmış durumdaydı.  Unutmadığım bir tablo ise bir çocuk annesinin kucağında, meme emzirirken annesi ile birlikte ölmüş olmalarıydı. Amcam cenaze yığınının en altında idi. Ama çıkarıp ne edecektik. Sonra askerler geldi, onları bir şeylere yükleyip, götürdüler. Bu bizim vagonda olanlar…diğerinde ne oldu bilemiyorum. Sonra bizi alıp, 15-20 kişi küçük bir eve yerleştirdiler…zaten bit salgını vardı… bir de bu salgından kırılan oldu. Biz Tiflis’ten gelirken sodadan sabun yaptırmıştık. Nedense yanımıza bir şey almamışken bu sabunu almıştık. Onunla gizli gizli yıkanıyorduk. Çünkü görselerdi, isteyeceklerdi. Onlara verecek durumda değildik. Bu esnada halam ve nenem de öldü. Babam beş çocuklu yetim aile de evimize taşıdı. Annem dedi ki tüm bu canları nasıl doyuracaksın? Babam dedi ki bunlar kimsesiz, kız çocukları, onları nasıl ortada bırakayım? Yaşayacaksak birlikte yaşayalım, ölürsek birlikte ölelim? Babam gece gündüz çalışıp bizi doyurmaya çalışıyordu… Bu aile ile birlikte yaşadık. Biz onları kendimize kardeş olarak bildik. Çocuklarımız onları bibi olarak bildiler.

WhatsApp Image 2022 07 13 at 08.59.57

Özbekistan’a gitmeden önce hakkımızda çok olumsuz propaganda yapmışlardı. Bizleri insan etti yiyen bir millet olarak tanıtmışlardı. Ama Özbekler, büyüklerimizin namaz kıldıklarını görünce şaşırmışlar. Bunlar Müslümandırlar, üstelik hanımları da namaz kılıyorlar, demişler.  Böylece kaynaşmaya başladık. Stalin öldükten sonra kısmi bir serbestlik başladı. Biz geri dönmek istedik ama Gürcüler bizi kabul etmedi. Buna karşın Azerbaycan yönetimi bizleri kabul etti. Azerbaycan yönetimi bizleri talep etti. Moskova da bu talebi uygun gördü. 1961 yılında biz Azerbaycan döndük. Bizi terk edilmiş Rus köylerine yerleştirdiler. Azerbaycan hükümeti bizlere yardım etti. Bizlere ev, bark verdi. Her konuda yardımcı oldu. Zaman geçti. SSCB dağıldı, Azerbaycan bağımsızlığını kazandı. Haydar Aliyev Cumhurbaşkanı oldu. Böylece bir zulüm imparatorluğunun doğuşu, yükselişi ve çöküşünü gördüm.

Haydar Aliyev’e sorarlar: Cenap Aliyev, bu Ahıska Türkleri vatanlarına gitmek istiyorlar. Siz bu olaya nasıl bakıyorsunuz?

Der ki: Çok iyi biliyorum ki, Gürcüler onları kabul etmeyecektir. Şayet kabul etseler biz onlar çiçeklerle uğurlarız. Kabul etmezseler onları koltuğumuz altında saklarız. 1918 yılını unutmayın. Türkler, 2000 km yolu yayan ile geldiler. Bizleri zulümden kurtardılar. Yoksa Azerbaycan toprakları, Rusya, Gürcistan ve Ermenistan’ı aralarında paylaşılacaktı. Onların yardımıyla biz bu devleti kurduk.”

Sadim dede Azerbaycan’a minnettarlığını ifade ederken “Hamza” adındaki amcasının Nuri Paşa komutasındaki Kafkas İslam Ordusunda savaştığını Azerbaycan için savaştığı, oğlu Ali’nin Karabağda şehit düştüğünü da ifade ediyor. Bu toprakları kendisinin kutsal vatanı ve Azerbaycan Bayrağı kendisinin Bayrağı olduğunu gönülden kabul ediyor. Sadim amca torunlarıyla ve kardeşi Nadim dede ile birlikte köyde huzur içinde yaşamaya devam etmelerini ve kendilerine zulmeden SSCB’nin yerle yeksan olup, o zülüm imparatorluğunun yerinde yeller estiğini ifade ederek şükretmeyi de ihmal etmiyor.

Devamını Oku