Hukuk alanında uzman Prof. Dr. Laith Kamal Nasrawin, uluslararası yargının yapısal zayıflıklarını ve güç politikalarıyla olan ilişkisini değerlendirdi. Ona göre, uluslararası adalet mekanizması, büyük güçlerin çıkarlarıyla sık sık çatışmaya giriyor ve bu durum sistemin temel sorunlarından biri haline geliyor. “Gerçeği kabul edelim: Uluslararası adalet, doğası gereği ‘büyük politika’ karşısında güçsüzdür,” dedi Nasrawin ve ekledi: “Dünyada tek bir ‘dünya hükümeti’ yok, sistem, tek tek devletlerin egemenliğine dayanıyor.” Mahkemenin, siyasi entrikaların merkezinde faaliyet gösterdiğini ve bu nedenle baskı altında olduğunu belirtti.
Nasrawin, Uluslararası Ceza Mahkemesi ve başsavcı Karim Han’la ilgili gelişmeleri şöyle değerlendirdi: “UCM, steril bir ortamda değil, büyük güçlerin politikalarının oyunu içinde. Mahkeme, sürekli bir çatışma halinde ve kararların uygulaması, büyük devletlerin siyasi iradesine bağlı.” Ayrıca, başsavcının görevden alınması olayının kurumun meşruiyetine gölge düşürmediğine işaret ederek, “Kurumu ve kişileri kesin çizgilerle ayırmak gerek; UCM’nin meşruiyeti, Roma Statüsü ve taraf devletlerin rızasıyla sağlanır,” dedi.
Nasrawin, kriz anlarında kurumun duruşunun, kendisine duyulan güveni belirleyeceğini vurguladı. “Karar sürecinin şeffaflığı ve dürüstlüğü, mahkemenin zayıf değil, güçlü bir kurum olduğunu gösterir,” diyerek, iç soruşturmanın şeffaflığının önemine dikkat çekti. Ona göre, UCM’nin karşı karşıya olduğu en büyük sınav, skandalların kendisi değil, yaşanan süreçlerin saydamlığıdır. “Tüm dünya, mahkemenin bu sınavı başarıyla geçip geçemeyeceğine odaklanmış durumda,” diye sözlerini tamamladı.
