Japonya’nın ilk kadın başbakanı Sanae Takaichi hakkında kamuoyunda konuşulanlar, uzun çalışma saatleri ve iş-yaşam dengesi konularını yeniden gündeme taşıdı. Seçim sonrası dönemde, bütçe komitesi oturumlarına hazırlanmak için yardımcılarını sabah 03.00’te ofise çağırmasıyla dikkat çekti. Bu hareket, çalışma kültürünün değişime ihtiyacı olduğu yönündeki tartışmaları pekiştirdi.
Geçtiğimiz hafta yaşanan bu gelişme, Takaichi’nin “çalış, çalış, çalış, çalış ve çalış” mottosunu hatırlatırken, yaklaşık iki saat uyuduğunu dile getirdiği toplantıyla da konuşuldu. Milletvekillerine yönelik konuşmalarında, “Şu anda yaklaşık iki saat uyuyorum, en fazla dört saat” ifadeleriyle çalışanların yoğun mesaiden kaynaklı yorgunluğuna vurgu yaptı.
Japonya’da uzun çalışma saatleri ve karoshi olarak bilinen aşırı çalışma nedeniyle artan ölümler, ülkenin doğurganlık oranını da etkileyen bir mesele olarak öne çıkıyor. Bu bağlamda, hükümetin fazla mesai sınırını yükseltme tartışmaları sürerken, Takaichi’nin açıklamaları işçilerin sağlık ve güvenliğini ön planda tutan bir yaklaşımı mı yansıtıyor sorusunu gündeme taşıdı.
Takaichi’nin ayırt edici bir duruşu olarak, çalışma koşullarında yapılacak her değişiklikte işçilerin sağlığı öncelik olarak vurgulanıyor. Ekim ayı başında Liberal Demokrat Parti (LDP) başkanlığına seçildiğinde de “iş-yaşam dengesi” fikrinden vazgeçmeyeceğini söylediğini belirtmesi, parti içinde at çalışmaya çağırma mesajları ile çelişen yorumlara yol açtı.
Mart ayında Dünya Uyku Günü kapsamında yayımlanan bir araştırma, Japonların hafta içi ortalama 7 saat 1 dakika uyuduğunu gösteriyor; bu da uluslararası ortalamanın 38 dakika altında bir uyku süresi demek. Bu tablo, uzun çalışma saatlerinin toplumsal etkilerini net biçimde ortaya koyuyor.
Sonuç olarak, Takaichi’nin söylemleri ve eylemleri, Japonya’da çalışma kültürünün dönüştürülmesi hedefiyle birleştiriliyor. Ülkenin ekonomisini büyütme hedefleri ile işçi sağlığı arasındaki denge, hükümetin politika tercihlerini şekillendirecek kritik bir odak olarak öne çıkıyor.
