Bilim insanları, bağırsak hastalıklarının anlaşılmasını ve tedavisini kolaylaştıracak çığır açan bir teknolojiyi hayata geçirdi. Laboratuvar ortamında gerçeğe yakın bağırsak dokusu oluşturan ve iltihaplı bağırsak hastalığını (IBD) taklit eden yeni bir ‘kolon çipi’ tasarlandı. Bu gelişme, hastalık açıklamalarında ve yeni ilaçların geliştirilmesinde devrim yaratabilir.
Harvard Üniversitesi öncülüğündeki bilim insanları, Crohn hastalığı ve ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalıklarına yakalanmış kişilerden alınan hücreleri kullanarak bağırsak fonksiyonlarını detaylı şekilde simüle eden bir sistem geliştirdi. Geleneksel hücre kültürleri ve hayvan modellerinin yetersiz kaldığı noktada, bu yeni teknoloji tüm hastalık özelliklerini yakalayabiliyor.
Bu sistem sayesinde bağırsaktaki farklı hücrelerin iltihaplanmadaki ve etkileşimdeki rolü derinlemesine incelenebiliyor. Özellikle, bağ dokusunu oluşturan fibroblast hücrelerinin hastalığın ilerlemesinde sanılandan çok daha etkili olduğu ortaya çıktı. Deneylerde, sağlıklı bağırsak hücreleri ile fibroblastların birlikte çalışmasıyla hastalıklı dokuların özellikler kazandığı gözlemlendi; bağırsak bariyerlerinin zayıflaması ve iltihabi yanıtların arttığı fark edildi.
Ekip, bağırsak hareketlerini simüle eden mekanik kuvvetleri de çip üzerinde oluşturdu. Yapılan araştırmalar, bağırsakların doğal kasılma hareketlerinin özellikle inflamasyon ve fibrozis belirtilerini güçlendirdiğini gösterdi. Kadın hastalardan alınan hücrelerle yapılan çalışmalarda ise, gebelik hormonlarına maruz kalan çiplerde iltihabi yanıtların ve bağ dokusu birikiminin arttığı belirlendi. Bu bulgular, gebelik sırasında hastalığın alevlenmesinin sebeplerine ışık tutabilir.
Ayrıca, çalışma kolorektal kanser gelişimini de mercek altına aldı. Sağlıklı ve hastalıklı kolon çipleri, kansere yol açabilecek kimyasallara maruz bırakıldığında, özellikle hastalıklı olanlarda kanserle ilişkili moleküler değişimlerin çok daha belirgin olduğu görüldü. Bu sonuçlar, fibroblastların hem hastalığın ilerlemesinde hem de kanser riskinde merkezi bir rol oynadığını ortaya koydu.
