Fındıkta 2025 Zorlu Yıl
Türkiye, dünya fındığında uzun yıllardır önde gelen üreticilerden biri olarak kalmaya devam ediyor. Dünya fındığının üçte ikisini üreten ülke, 2025 yılında zirai don ve kokarca saldırılarının etkisiyle üretim ve verimlilik açısından yeni zorluklarla karşı karşıya kaldı. Piyasada dönen yüksek uluslararası değere karşın, Türkiye’deki üreticilerin kazançları kırılgan duruyor.
CHP Ordu Milletvekili Mustafa Adıgüzel, Türkiye’nin sektörden yeterince beslenemediğini belirterek, fındıkta katma değer Türkiye’de karşılanamıyor dedi. Fındığın ham maddesi üzerinde yabancı firmaların kontrolü, Türkiye’nin toplam gelirinin yalnızca bir kısmını oluşturuyor ve küresel hacmin büyük bir bölümünü dışardan elde ediyorlar.
Fiskobirlik Eski Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Durusu ise 2025’in tarımsal açıdan zorlu bir yıl olduğunu vurguladı. Don olayı ve kokarca salgını üretimde gerilemelere yol açtı. Özellikle rakım yüksekliği nedeniyle Doğu Karadeniz’de makineleşme sınırlı kaldı ve emek yoğun üretim maliyetleri yükseldi.
Durusu’nun ifadesiyle, 2003’ten önce yapılan tanıtım çalışmaları ile Amerika, Çin ve Avrupa pazarlarında fındık için talep yaratılmıştı; ancak son 20-25 yılda üretici lehine bir değer kazancı sağlanamadı. Bu durum, üreticiyi üretimden çıkma noktasına getirebilecek ölçüde eleştiriyle karşı karşıya kaldı. Fındık fiyatları için TMO’nun 2025-2026 sezonu için belirlediği kabuklu alım fiyatları Türkiye iç pazarında dengenin nasıl kurulacağını da göstermeye çalışıyor.
Doğal afetler ve hastalıklar ile mücadele, fındık kalitesinin korunması ve arz güvenliğinin sağlanması için önemli görülüyor. Adıgüzel, fındık piyasasının yeniden yapılandırılması gerektiğini söyledi ve 33 maddeden oluşan bir fındık kanun tasarısını Meclis’e sunduklarını belirtti. Durusu ise Biodiversite ve tarımsal verimlilik için bilimsel destekli mücadele ve makineleşmenin yaygınlaştırılması gerektiğini vurguladı.
Son veriler, Anadolu Ajansı’nın haberine göre Türkiye’nin yaklaşık 650 bin tonluk üretimle İtalya’yı geride bıraktığını ve dünya genelinde toplam üretimin yarısından fazlasının Türkiye’de gerçekleştiğini gösteriyor. Bu tablo, fiyat dalgalanmaları ve küresel talebin iç piyasaya etkisini anlamaya yönelik tartışmaları da beraberinde getiriyor.
