Batı dünyası, Çin ekonomisinden bağımsız hale gelmek için devasa yatırımlar yapma zorunluluğu ile karşı karşıya. Uzmanların hazırladığı analiz, bu girişimlerin ülke bazında toplam maliyetinin yaklaşık 23,6 trilyon dolar olacağını ortaya koyuyor. ABD’nin bu süreçteki payı 13,7 trilyon dolara ulaşırken, Avrupa ekonomisi 9,1 trilyon dolar ile ciddi bir finansal yük altında kalacak. İngiltere ise 800 milyar dolar civarında bir ek yatırım bütçesine ihtiyaç duyuyor.
Yeni tesisler, lojistik altyapılar, Ar-Ge merkezleri ve yazılım değişimleri gibi önemli kalemler, her ülkenin bütçesinde büyük ölçekli bir artış anlamına geliyor. Bu maliyetler, uzun vadede ekonomik sürdürülebilirliği zorlayacak nitelikte. Avrupa ve ABD’de bu yatırımların toplamı, yılda yaklaşık 940 milyar dolar ek yük getirerek, siyasi ve ekonomik politikaları derinden etkileyecek.
ABD’nin yılda yapması gereken ek harcama, yaklaşık 550 milyar dolar seviyesinde olup, bu tutar teknoloji devlerinin 2025 bütçesine neredeyse denk geliyor. Avrupa ülkeleri için ise, mevcut maliyetler iki katına çıkmak zorunda kalacak. Uzmanlar, “Tedarik zincirlerinin yerelleştirilmesi, vergi mükelleflerine ve tüketicilere yansıyan bu yüksek maliyetler ile gerçekleşecek,” diyerek uyarıda bulunuyor.
Çin’de ise satış fiyatlarının Batı ülkelerine kıyasla yüzde 20 ile yüzde 100 arasında daha ucuz olduğu biliniyor. Bu durum, ulaşmak istenen kopuşun maliyetlerini artırırken, ucuz üretim avantajının kaybını da beraberinde getiriyor. Uzmanlar, yıllık 940 milyar dolar tutarındaki yatırımların, teorik olarak imkânsız olmadığını ancak altyapı ve savunma harcamaları gibi alanlarda ek yük oluşturarak fiyatları yukarı çekeceğini söylüyor. Bu açıklamalar, özellikle enflasyon ve faiz oranlarını yükseltecek riskleri beraberinde getiriyor.
Analistler, Avrupa’da fiyatların yüzde 1 ile yüzde 2,5 artabileceğine dikkat çekerken, Çin sürecinin öngörüldüğü gibi istikrarlı bir şekilde ilerlemesi halinde, bu maliyetlerin azaltılmasının zorlu olacağını belirtiyorlar. Çin’e olan bağımlılığı sona erdirmenin sadece ekonomik değil, jeopolitik riskleri de içeren bir süreç olduğu vurgulanıyor. Türkiye ve diğer ülkeler de, bu büyük maliyet artışlarının etkilerini yakından takip ediyor.
