Son bir yıl içerisinde ABD ile Avrupa ülkeleri arasındaki ilişkilerde yaşanan gerginlikler dikkat çekici seviyeye ulaştı. Washington’un gümrük vergileri konusunda yaşadığı anlaşmazlıklar, özellikle Gümrük ve Ticaret politikalarında ciddi tartışmalara sebep oldu. Bu süreçte, ABD Başkanı Donald Trump,Grönland’ı ilhak etme tehdidini dile getirerek uluslararası arenada büyük yankı uyandırdı. Ukrayna’ya verilen destek ve NATO’daki ortaklıkların gidişatı ise ilişkilerin tansiyonunu daha da yükseltti. Uzmanlara göre en önemli sorun, aslında transatlantik ortaklığın sürdürülebilirliği olasılığı. Trump, Almanya’nın İran politikasına sert tepki gösterdi ve Berlintaki asker sayısını azaltacağını açıkladı, Friedrich Merz’in İran’a yönelik tutumunu eleştirerek Washington’un İran politikasında “küçük düşürüldüğünü” belirtti. Ayrıca, İspanya ve İtalya’nın İran’a karşı yürütülen operasyonlara destek vermemesini eleştirerek, bu ülkelerdeki Amerikan askerlerinin de çekilebileceğinin sinyalini verdi. Avrupa’nın güvenliği için kritik bir eşik olarak kabul edilen bu gelişmeler, ABD’nin Avrupa destek ve savunma harcamalarına duyduğu güveni sarsmaya başladı. CNN’in analízine göre, Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa ülkelerinin savunma harcamalarını artırmaları karşın, kısa sürede ciddi bir kapasite artışının sağlanmasının zor olduğu görüşü hâkim. Avrupa ülkeleri, 2030’a kadar savunma bütçelerini yaklaşık iki katına çıkarıp toplamda 750 milyar dolara ulaşmayı hedefliyor. Ancak, bu planların başarıyla hayata geçirilebilmesi için maliyetler ve ortak projelerin entegrasyonu gibi yeni zorluklar söz konusu. Uzmanlar, Avrupa’nın parçalı savunma sanayisi yapısının uzun süredir sürdüğünü, ortak üretim ve tedarik alanındaki anlaşmazlıkların maliyetleri artırdığını söylüyor. Fransa ve Almanya’nın yeni nesil savaş uçağı geliştirme projelerinin başarısız olması ise, ulusal çıkarlar ve ortaklıklar arasında derin çatışmaların sürdüğünü gösteriyor. Füze savunma sistemleri alanında ise, Avrupa’nın yeterli ölçek ve teknolojik altyapıya ulaşması zor görünüyor. Körfezdeki çatışmalar sırasında Patriot ve THAAD sistemlerinin hızla tüketildiğine dikkat çekilirken, bu sistemlerin muadil üretiminin de yetersiz kaldığı ifade ediliyor. Avrupa’da bu teknolojilerin yerel karşılıklarının geliştirilmesi zaman alacak ve mevcut altyapılar yetersiz kalıyor. Analizde, Avrupa’nın önünde iki ana yolun bulunduğu belirtiliyor. Bir yanda, ABD ile işbirliğini sürdürüp hızla yeniden silahlanmak, diğer yanda ise kendi savunma kapasitesini uzun vadeli olarak inşa etmek seçeneği bulunuyor. Fakat ikinci yol, büyük harcamalar ve siyasi kararlılık gerektirdiğinden oldukça zorlu. Avrupa’nın, bağımsız ve güçlü bir savunma sistemi kurma hedefi halen ulaşılması zor bir hayal olarak görülüyor.
