Bursa’nın tarihi mirasları arasında önemli bir yere sahip olan Cibalikapı, Roma döneminden Osmanlı İmparatorluğu’na uzanan yaklaşık 1800 yıllık geçmişiyle kente değer katmaya devam ediyor. Bu kapı, Roma İmparatoru Septimius Severus tarafından 2. yüzyılda inşa edilmiş ve başlangıçta denizden gelecek saldırılara karşı koruma amacı taşıyordu. O zamanlar kadırga zinciriyle Haliç’e bağlanan bu kapı, sadece kara bağlantısından farklı olarak tek katlı yapısıyla dikkat çekiyor. İçerisinde Hazreti Osman’ın komutanlarından Cebe Ali’nin türbesi bulunuyor ve Fetih sonrası adını bu figürden alan kapı, Osmanlı döneminde de varlığını sürdürdü. Ayrıca, kapının hemen yanında yer alan Cibali Karakolu, *1950’lerden itibaren tiyatro ve edebiyat sahnesinde önemli bir yer tuttu*. Akademisyen ve sanat tarihçisi Yasin Saygılı, bu kapının tarihinin Roma’dan itibaren değişmeyen bir yapı olduğunu belirterek, Roma, Bizans ve Osmanlı dönemlerine ait tamirat ve onarımlarla günümüze kadar geldiğini söylüyor. Zincirle çevrili olması ve deniz ulaşımının sağlandığı bu alan, küçük ve ticari yapılarla doluydu, bu nedenle bölge sık sık çıkan büyük yangınlara maruz kalmış. 1633 yılına ait Cibali yangını, üç gün boyunca şehri büyük zararlarla vurmuş ve İstanbul’un tarihindeki önemli olaylardan biri olarak kayıtlara geçmiş. Yangın sonrası tütün ve sigara kullanımı yasaklanmış, bölgedeki tütün fabrikası 1884’te kurulduğunda da bu yasağa rağmen bölge ekonomide önemli bir yer tutmaya devam etmiş. Kapı, yaklaşık 1800 yıllık tarihi boyunca hem ticari hem de sosyal hayatın önemli bir parçası olmayı sürdürdü. Saygılı, şehrin en yaşanabilir ve hareketli noktalarından biri olan Cibalikapı’nın, tarih boyunca bölgenin ekonomik ve kültürel canlılığına kapı açmaya devam ettiğini belirtiyor. Sonuç olarak, Cibalikapı, İstanbul’un tarihî dokusunun vazgeçilmez bir unsuru olarak kente katkısını sürdürüyor.
