İran ile yapılan son anlaşma kapsamında, Tahran’a sağlanan 60 günlük geçici muafiyet ve sınırlı fon erişimi gündemi meşgul ediyor. Bu adım, İran’ın ekonomik olarak zaman kazanmasını amaçlarken, henüz kapsamlı bir çözüm sunmuyor. Analistler, bu durumun “zaman kazandıran ancak sermaye akışını kolaylaştırmayan” bir strateji olduğunu belirtiyor.
Yaptırımların kaldırılmasının önündeki üç temel engel dikkat çekiyor. Birincisi, yasal karmaşanın devam etmesi; ABD Başkanı Donald Trump’ın imzaladığı kararnameyi iptal etse bile, yaptırımların büyük bölümü Kongre yasalarına dayanıyor ve bu yasaların esnetilmesi uzun ve karmaşık bir süreç. Temsilciler Meclisi ve Senato’da yapılacak tam oylamalar, bu engelleri aşmayı güçleştiriyor. Cumhuriyetçilerin karara yaptığı sert tepkiler, yasal sürecin zorluğunu ortaya koyuyor.
İkinci olarak, iş dünyasının temkinli yaklaşımı söz konusu. Washington’ın yasal engelleri aşması halinde dahi, özel bankalar ve uluslararası petrol şirketleri İran pazarına hızla dönüş yapmayacak. 40 yıllık yaptırım ve kriz tecrübesi, küresel şirketlerde güven sorununu tetikliyor. Ayrıca, “terörizmin finansmanı” gerekçesiyle açılan büyük tazminat davaları, şirketlerin önündeki en büyük bariyeri oluşturuyor.
Son olarak, uzun vadede ciddi gelir potansiyelleri bulunuyor. Bir petrol lisansının değeri bile on milyarlarca doları bulabilir. Ancak, bu gelişmelerin çok ötesinde, katman katman karmaşık olan yaptırım sisteminin tamamı çözülmüş değil.
Sputnik’in analizinde, şu nokta öne çıkıyor: 60 günlük bu geçiş süreci “stratejik bir dönüşüm” değil. Kongre’de kapsamlı yasal değişiklikler yapılmadıkça ve küresel yatırımcılar risk almadıkça, İran ekonomisinde belirsizlik devam edecek. Bu yeni düzenlemenin, İran’a sadece zaman kazandırdığı, ancak temel sorunları çözmekten uzak olduğu vurgulanıyor.
