Prostat kanseri taramalarıyla ilgili ulusal kılavuzlar, bağımsız bir danışma paneli olan USPSTF tarafından belirlenir. 70 yaşın üzerinde olan erkeklerde PSA taramasına karşı görüş bildirirler; çünkü bu yaş grubunda kanser genelde yavaş ilerler ve tedavinin faydası, tedavinin zararlarından daha az olabilir. Ancak bu durum, hastanın semptomlar gelişene kadar tarama yapılmayacağı anlamına gelmez. Yaşlı erkeklerde PSA testiyle tespit edilen hastalarda hastalığın ileri aşamaya ilerlemesi ihtimali de tartışılmaktadır.

Görüştüğümüz uzman: Harvard Tıp Fakültesi ve Beth Israel Deaconess Tıp Merkezi’nden Dr. Marc B. Garnick, prostat hastalıklarına dair görüşlerin derlendiği kaynaklarda editör olarak yer alır. Q: 70 yaş üstü erkekler ne sıklıkla PSA taraması yaptırmalı?
Görülen manzara, kılavuzlar dışında ve çoğunlukla hastayla hekim arasındaki kararla belirlenen bir süreçtir. PSA testiyle ileri evre prostat kanseri bulmak olasıdır; hastalık bazı vakalarda semptomlar göstermeden de yayılabilir. USPSTF’nin PSA tarama yönergeleri 2018 yılında yayımlanmıştır ve erkeklerin yaşam beklentisi arttıkça yeni güncellemeler beklenmektedir. Q: Pozitif PSA sonucundan sonra hangi testler yapılır?
Çoğunlukla bir prostat biyopsisi düşünülür. Ayrıca rektal muayene (DRE) ile palpasyon yoluyla anormallikler aranır. Son yıllarda manyetik rezonans görüntüleme (MRI), anomalileri daha net belirlemek ve biyopsi için yönlendirmek amacıyla kullanılmaktadır. Q. Kanserin hızlı yayılma belirtileri nasıl anlaşılır?
Gleason skoru, iki yaygın hücre kalıbının biçimini değerlendirir ve tümörün agresifliğini yansıtır. Yeni sınıflandırma, Grade Grupları 1’den 5’e kadar değişen beşli bir ölçek olarak kullanılır ve Gleason skoruyla korelasyon gösterir. Örneğin 3+3=6 Gleason skoru Grade Grup 1 ile uyumlu olup düşük riskli kabul edilirken, 4+5=9 Grade Grup 5’e karşılık gelir ve yüksek risk taşır. Ayrıca mitotik hız ve bazı genetik testler, hastalığın seyrini öngörmede yardımcı olabilir. BRCA1/BRCA2 mutasyonları yüksek agresiflik riskiyle ilişkilendirilebilir ve ailesel bağlar açısından da önemlidir.
Q: Kanserin metastaz yaptığını nasıl anlarsınız?
Eskiden BT ve kemik taramaları baskın yöntemlerdi; bugün isePSMA PET taramaları, özellikle tümör hücrelerinin yüzeyinde yüksek PSMA ifadesi olduğunda, metastazları daha hassas şekilde ortaya koyabilir. Metastazosis durumunda hastalar yüksek veya düşük hacimli hastalık olarak sınıflandırılır; oligometastatik durumda genelde birkaç metastaz bulunur.
Q: Metastatik prostat kanseri için mevcut tedavi seçenekleri nelerdir?
Çoğu durumda tek bir tedavi ile başlanmaz. Düşük hacimli metastatik hastalıkta çift rejim, yani iki ilaçlı kombinasyonla testosteron üretimini baskılayan tedavilere yönelim olabilir. Bunlardan biri doktorlar için LH-RH analogu olarak bilinen leuprolid (Lupron) gibi ajanlar; diğeri ise androjen reseptör yolunu hedefleyen ARPI sınıfındaki ilaçlardır (enzalutamid, daralutamid, apalutamid) veya abirateron gibi başka bir mekanizma. Hastalık ilerlerse tedaviye kemoterapi eklenebilir ve bazı durumlarda triplet terapi gündeme gelebilir. PSMA-pozitif hastalarda Radyoiyod tedavisi (Lutetium-177) seçenek olarak belirir. Ayrıca oligometastatik hastalarda hedefli radyasyon gibi metastaz hedefli tedaviler de uygulanabilir.
Q: Genetik test pozitif çıkarsa neler değişir?
BRCA1/BRCA2 mutasyonları olan hastalar için hedefe yönelik tedaviler devreye girer; örneğin PARP inhibitörleri kullanılır (olaparib, rucaparib). Mikrosatellite instability durumunda pembrolizumab gibi immünoterapi seçenekleri de söz konusudur. Metastazın kontrol altında tutulmasıyla yaşam süresi önemli ölçüde uzayabilir; artık prostat bezine odaklanan radyoterapi yaklaşımları da dahil edilmektedir.
Q: Metastatik prostat kanseriyle ilgili genel gelecek seyrinde ne değişiklikler öne çıkmaktadır?
Durum giderek olumlu yönde ilerliyor; hastalar 10 yıl veya daha uzun süre yaşayabilir hale gelmektedir. Prostat içinde radyasyon tedavisi gibi yaklaşımın da dahil edilmesiyle hastalığın yönetimi genişlemekte ve bu yeni tedavi seçenekleri standart tıbbi uygulamalara dahil edilmektedir. Ayrıca tedavi öncesinde kalp-damar değerlendirmesi yapmak, tedavi süresince risk faktörlerini yönetmek için önemlidir.
Not: Bu bilgileri paylaşan kişilerden biri, Dr. Garnick, bu alandaki güncel yaklaşımları ve tedavi seçeneklerini geniş bir perspektifle özetlemiştir.
